25 Mart 2026 Çarşamba

Tutsak BEKSAV emekçileri: Biz burada üretiyoruz, dayanışmayla sizlerle buluşturacağız

Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ajansımız editörü Ebru Yiğit, 3 Şubat saldırısında tutsak edilen BEKSAV Eşbaşkanı Canan Kaplan, Grup Vardiya solisti Ruşa Sabur ve Sanat ve Hayat dergisi editörü Sema Uçar ile konuştu. 2 Mart tarihini taşıyan röportaj ajansımıza yeni ulaştı. 

3 Şubat siyasi kırım saldırısında tutsak edilen BEKSAV’lı sanatçılar, hapishanede de üretmeye devam ettiklerini belirtti, "Dayanışmayla üretimlerimizi sizlerle, ezilenlerle buluşturacağız" dediler. Canan Kaplan, Ruşa Sabur ve Sema Uçar, dostlarını, devrimci sanatçıları ve kurumları, BEKSAV ile pratik dayanışmayı büyütmeye çağırdı.

Siz, Eşbaşkan Ahmet Uçar ve birçok BEKSAV emekçisi 3 Şubat saldırısında tutuklandınız. Bu saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Canan: Vakfımıza dönük saldırılar yeni değil. Biz ne zaman ezilenlerle ilgili yeni bir üretimde bulunsak, ne zaman sosyalistler ve devrimciler için bir şey yapsak, baskınlar, enstrümanlarımızın gasp edilmesi, ajanlaştırma girişimleri birbirini izler. Birçok kez gözaltılarla karşılaştık. Kalabalık konserlerimizden sonra vakfımız basıldı, kayıtlarımıza ve bilgisayarlarımıza el konuldu. Yeni tiyatro oyuncularımızla kitlelerle buluştuğumuzda oyuncu arkadaşlarımız polis tacizlerine maruz kaldı. Kısa film çektik, yönetmenimize yine "sohbet» adı altında polis tacizi gerçekleşti. Onur ayında Pride filmini göstermek istedik, emekçilerimiz film başlamadan gözaltına alındı. Daha sonra beraat ettiler. Grup Vardiya'nın katıldığı konserler ve yaptıkları konuşmalar soruşturma sebebi oldu. Bunlar takipsizlikle sonuçlandı. Şimdi de benzer bir saldırıyla 5 emekçimiz tutuklandı. Emekçilerimiz, Atılım gazetesinin kuruluş yıldönümü etkinliklerine müzik ve film üretimleri ile katılma, Suruç oturumlarına katılma ve birbirlerine para gönderme gibi gerekçelerle "suçlamalara" maruz kaldı. Oysa daha önce de birçok kere söylemiştik: Sanatta işlenecek hiçbir suç yoktur. Ezilenlerin örgütlü mücadelesine, değerlerine dair üretimler yapmak suç değildir. Bizler BEKSAV emekçileri olarak üretimlerimize tutsak da olsak devam edeceğiz, sesimizi kitlelerle buluşturmaya kararlıyız. Bu bizim varlık sebebimiz. Bu yüzden Suruç'ta da Ankara'da da Newroz alanlarında da 8 Mart'ta da 1 Mayıs'ta da yer aldık. Oralarda yer almaya ve ezilenlerin sanatını icra etmeye devam edeceğiz. 

Kültür sanat kurumlarının ve vakfınıza gelen dostlarınızın dayanışması basına yansıyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz? 

Canan: Dostlarımız ilk günden bize ve vakfımıza sahip çıktılar. Vakfımızı; mahalle komşularımız, sanatçı dostlarımız ve dost kurumlar ziyaret etmişler. Grup Munzur’dan arkadaşlarımız vakfımızı bir günlüğüne açıp, Vardiya şarkılarını söyleyeceklerini ifade etmişler. Bizler de bir dayanışma mektubu göndererek dostlarımızı BEKSAV'ın üretimlerini paylaşmaya, Grup Vardiya'nın şarkılarını söylemeye, Sanat ve Hayat dergimizi okumaya ve dağıtmaya davet ettik. Tutuklanan iki Tiyatro İmge oyuncusu yerine iki oyuncu dostumuz "Japon kuklası" oyunumuzu oynamaya devam edeceklerini söylediler. Dayanışma; üretimlerimizin sürekliliğinin sağlanması için olanaklar yaratmakla başarıya ulaşabilir. Bu hukuksuz tutsaklık sürecimiz boyunca vakfımızı ve üretimlerimizi gündemde tutmak da bu açıdan önemli. Buradan dayanışma çağrımızı yineleyelim. 

Grup Vardiya olarak birçok direnişe ve özgürlük mücadelesine ezgilerinizle destek verdiniz. Tutuklanmanızda bunun nasıl payı var? 

Ruşa: Biz sosyalist sanatçılar üretimlerimizi yaparken ezilenlerin sanatını, ezilenlerin ihtiyacına yönelik üretimler yaparız. Elbette gittiğimiz konserler, yazdığımız şarkılar iktidarın tam karşısında konumlanır. Türkiye devrimci hareketi önderlerine, devrim şehitlerine şarkılar yazar, onları her alanda ezilenlerle buluştururuz. Dili yasaklanan halkların ana dilinde şarkılar söyleriz. Suruç oturumlarına katılır, Suruç şehitlerine şarkılar yazarız. Bu tutuklanma gerekçesidir. Bedeni 7 gün çocuklarının gözü önünde ölüme terk edilen Taybet anaya şarkılar yazar, onu unutturmayız. Kültür alanı en temel sınıf mücadelesi alanlarından biridir. İşçi sınıfıyla grevlerde, konserlerde buluşuruz. Bu da tutuklanma sebebidir. Gezi'ye, Amed'e, Rojava'ya yazarız, gerekçedir. Devrimci sanatçıların ezilenlerle bağını koparmak için bizleri binbir gerekçe ve hukuksuzlukla tutuklayabilirler, fakat bizler sürgünde de olsak, hapishanelerde tutsak da olsak üretimimize devam eder, ezilenlerle bağımızı koparmayız.

Her koşulda üretmeye devam eden bir müzik grubusunuz. Daha önce de baskılarla karşılaştınız, müzik aletlerinize, kayıt cihazlarınıza el konuldu. Şarkılarınıza da zaman zaman erişim engeli getirildi. Ancak her koşulda üretmeye devam ettiniz. Peki hapishanede nasıl bir üretim içinde olmayı düşünüyorsunuz? 

Ruşa: Çalışmalarımızı yürüttüğümüz, parçası olduğumuz vakfımız BEKSAV, birçok kere basıldı. Albüm çalışmalarımıza el konuldu. Fakat biz hemen akabinde "Israrla" adını verdiğimiz albümümüzü yayınladık. Tekrar basıldı, kayıt ekipmanlarımız, enstrümanlarımız gasp edildi. Üretimlerimiz o gün de devam etti, bugün de değişen bir şey yok. Yeni bir baskınla bilgisayar ve enstrümanlarımıza el konuldu. Fakat bu kez üretim yapma koşullarımızı tamamen ortadan kaldırmak için bizi de tutukladılar. Sanıyorlar ki, tutuklayınca üretimler duracak. Unuttukları şey; bir tarih var. Bizler hapishanelerde üretimleri hep sürdürdük. Tecridin, üretimlerimizin önüne geçebileceğini düşünüyorlar, yanılıyorlar. Tutsaklığımızın ilk günlerinden itibaren yazmaya, bestelemeye devam ediyoruz. Dayanışmanın gücüyle de ezilenlerle buluşturacağız. 

Uzun yıllardır istikrarlı bir şekilde devrimci sanatın teorisini üretiyorsunuz, bu son saldırıda derginiz Sanat ve Hayat’ın editörleri ve yazarları da tutuklandı. Bu konuda ne söylemek istersiniz? 

Sema: 2000'li yılların başında yayın hayatına başlayan dergimiz Sanat ve Hayat, geniş okur kitlelerine ulaştı. Hatta ilk sayısında yer alan bir yazı nedeniyle kapatma kararı da çıkmıştı. 2009 yılında çalışmalarına ara verdi. 2014 yılından Yeniden Sanat ve Hayat olarak 3’er aylık periyotlarla okurla buluşmaya başladı. Matbu basın maliyetinin gitgide arttığı, dijital yayıncılığın yaygınlaştığı çağda dergiyi matbu olarak çıkarmadaki ısrarımız, özellikle politik tutsaklara dergimizi az sayıda da olsa ulaştırabilmek. Abonelik üzerinden ve az sayıda da olsa tutsaklara dergimize ulaştırabilmek hem sorumluluklarımızdan hem de motivasyon kaynaklarımızdan biri. Dergimizi okumak isteyen tutsaklar, daha önceleri aileleri ve görüşçüleri aracılığı ile daha kolay ulaşabiliyorlardı. Fakat şu an hapishanelerdeki yayın yasağından kaynaklı sadece abonelik sistemi üzerinden dergimizi temin edebiliyorlar. Bu da dergimize sınırlı erişim sağlıyor maalesef. Bugün karşı karşıya kaldığımız tutuklama saldırısının tüm bu söylediklerim ile bağını kurmak çok da zor değil aslında. Politik tutsakların can damarlarından biri bu yayınlar. Tutuklama saldırısı ile hedeflenen; tutsakların can damarlarını, dışarı ile bağlarını koparmak, tecridin koşullarını daha da ağırlaştırmak. Bu yüzden hiçbirimiz bu saldırıyı bireysel algılamıyoruz. Öte yandan; eskiden olduğu gibi geniş bir dağıtım ağı olmamasına rağmen dergimiz, abonelik sistemi ile ve bilinen bir kitap evinin tüm şubelerinde okuyucuları ile buluşmaya devam ediyor. Teknik gecikmeler yaşandığında ise "Yeni sayı neden çıkmadı?" şeklinde okuyucularımızdan dönüşler alıyoruz. Bu dönüşler de bir başka motivasyon kaynağımız. Satış rakamları görece yüksek olan politik yayınların, dergilerin bile dijital olarak devam kararı aldıkları bir zamanda, okuyucularımızın merakla ve ilgiyle bekliyor olmasında; muhalif aydınların dergimize yazıyor olması ve sosyalist aydınlanmanın merkezinde duran bir yayın olmamızın payı çok büyük. Her sayımızda dosya konumuzu "Tartışma Kültürü" bölümünde tartışmaya açıyor, dogmatik bilgilerle değil, çizgisi belli politik tartışma zemininde ele alıyoruz. Bu çizginin sürekliliği ve kitlelerle de buluşuyor olması, bu tutuklama saldırısının hedefinde olmamızın da bir sebebi. 

Derginizin yeni sayısının hazırlık aşamasında tutuklama saldırısına maruz kaldınız. Bu saldırı derginizin istikrarını engelleyecek mi? 

Sema: Yeni bir sayı hazırladıktan hemen sonra bir sonraki sayının hazırlığına başlıyoruz aslında. Bir yandan yeni çıkan sayının okuyucularıyla buluşma süreci bir yandan da sonraki sayının hazırlığı eş zamanlı olarak ilerliyor. Bu yüzden öncelikle son sayımızın okuyucularla buluşması üzerine bir çağrımız oldu.
Buradan da çağrımızı yapmış olalım tüm dostlarımıza. Son sayımızı sahiplenme; dağıtımını yapma, okur buluşmaları şeklinde birlikte okumalar yapma çağrısında bulunuyorum. Teknik gecikmeler yaşansa da dergimizin var oluş sebepleri sürdükçe, dergimiz okuyucusu ile buluşmaya her koşulda devam edecektir. Bizler de burada üretimimize, politik sanat tartışmalarımıza, yazılarımıza devam edeceğiz. 

Son olarak ne söylemek istersiniz? 

Canan: Biz sosyalist bir sanat kurumuyuz. Kapımız işçi sınıfına, kadınlara, LGBTİ+’lara tüm ezilenlere, tüm halklara ve onların örgütlerine açıktır. Bizler onlar için, onlarla birlikte onların değerleri için ana dilinde sanat üretiriz. Sanatta işlediğimiz hiçbir suç yoktu. Hala da yok. 

Ruşa: Mücadelemiz sanat ve yaşam alanında sürüyor, sürecek. Kültür sanat alanında süren sosyalizm mücadelesi siyasal alanda sürdürülen mücadelenin parçasıdır. Bizler adil, eşit bir yaşamı getirene dek bu ortak paydanın içinde olacağız. Kutsiye'nin sözüyle, sanat; yaşamın, yaşananın, yaşanacak olanın ifadesidir. Son sözü yine direnenler söyleyecek. Dayanışmayla... 

Sema: Sözümüzün estetik gücünün etkisine yönelik bu tutuklama saldırısına karşı tüm sanatçı dostlarımızı dergimiz için üretmeye davet ediyoruz. Biliyoruz ki toplumun hayat damarlarından biri sanat. İstediği hegemonyayı kuramadığı için en büyük saldırıyı kültür sanat alanına yönelten iktidara karşı ezilenlerin sanatını üretmekten vazgeçmemek üretenlere yönelik saldırılara sessiz kalmamak gerek. "Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın!"