19 Haziran 2024 Çarşamba

'Türkiye halkları Newroz'u faşizme karşı direniş bayramına dönüştürmeli'

SYPG Temsilcisi Haydar Bahadır ve gazeteci Sinan Cudi, KCK'nin depremlerin ardından aldığı eylemsizlik kararı, Türk burjuva devletinin saldırılarını sürdürmesi ve ulusal birlik tartışmalarıyla, 2023 Newroz'una ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahadır, Türkiye halklarına, Kürt halkıyla omuz omuza Newroz ateşlerini tutuşturma çağrısı yaptı. Cudi ise, ulusal birliğin Kürtlerin ve örgütlerinin bir araya gelmesi anlamına gelmediğini söyledi, ulusal birliğin dört parça Kürdistan'da süren özgürlük mücadelesinin birliği olduğunu vurguladı. Cudi, KDP'nin Kürt ulusunun herhangi bir kesimini temsil etmediğini belirterek, KDP ile ulusal birlik yapılamayacağına dikkat çekti.

2023 Newroz'una depremde onbinlerce insanın faşist saray rejimi tarafından katledildiği koşullarda giriliyor. Newroz'da yüzbinler bu kez alanlarda yası ve öfkesiyle buluşuyor. Kürt ulusu bakımından önemli bir mücadele günü olan Newroz'da ulusal birlik tartışmaları, KCK'nin eylemsizlik kararına rağmen sömürgeci Türk burjuva devletinin saldırıları, 14 Mayıs seçimleri ve depremde devrimcilerle birlikte büyük bir dayanışma örgütleyen Türkiye halklarının Newroz'da alması gereken tutuma ilişkin Halkların Birlik ve Dayanışma Kurumu (SYPG) Temsilcisi Haydar Bahadır ve gazeteci Sinan Cudi değerlendirmelerde bulundu.

Özgür TV'de yayımlanan Özgür Rojava programının konuğu olan Bahadır, Türkiye halklarına seslendi, "Newrozu sahiplenmek sömürgeci faşist diktatörlüğün yenilmesini istemek demektir. Kürt halkıyla, direniş bayramıyla, direniş geleneğiyle mesafelerini, sınırlarını ortadan kaldırmak demektir. İrili ufaklı sosyalşoven fikirler varsa onları kırmaktır. Zalimlere karşı Kürt halkının yanında olmaktır. Bu anlamıyla kendi bayramı gibi bir direniş bayramına çevirmek, kutlamak gerekir. Türkiye'nin her tarafında Newroz ateşlerini, Kürtler için, Kürt sembolleriyle, Kürtlerle omuz omuza dayanışma içerisinde tutuşturmak gerekir. Yaratılacak bu birleşik mevzide, aynı siperde aynı düşmana karşı savaşıldığını, mücadele edildiğini, göstermiş bu mücadelede ortaklaşma sağlanmış olacaktır" dedi.

PKK İÇİN SİLAH AMAÇ DEĞİL ARAÇTIR

6 Şubat depreminin ardından KCK eylemsizlik çağrısı yaptı. HPG'de bu karara uygun hareket edeceğini belirtti. Bu karara rağmen, Türk devleti Rojava Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim bölgelerine ve Medya Savunma Alanlarına saldırılarını aralıksız sürdürüyor. Saldırılarda kimyasal gaz kullanıyor. Bu süreci yorumlar mısınız?
Sinan Cudi:
Öncesi süreçlerle bağlantısını kurmak bence anlaşılması açısından önemli. Çünkü PKK'nin tüm mücadele yıllarında da buna benzer açıklamaları, ateşkes ve eylemsizlik kararları olmuştu. Bu sadece 6 Şubat'ta yaşanan deprem ile birlikte ortaya çıkan insani durumla bağlantılı değil. Çoğu zaman bayramlarda ya da halkın önemli günlerinde, seçim arifelerinde bu tür eylemsizlik kararları hep olmuştu. En çarpıcılarından biri de '99 depremi sonrasında yaşanmıştı. 17 Ağustos depreminin ardından 1 Eylül'de PKK ateşkes ilan etmişti. PKK yetkilileri, gerillanın enkaz kaldırma çalışmalarına katılabileceğini belirtmiş, halkın acılarına cevap olabilmek açısından eylemsizlik ve ateşkes uygulanacağını belirtmişti. Bu kararlarıyla; ortak acıların daha iyi günlerin yaratılması için bir zemin haline getirme amacı taşıdığını belirtmişlerdi. O dönem açısından da ateşkes siyaseti ya da eylemsizlik kararları PKK nezdinde hep daha güçlü bir diyalog geliştirmenin zemini haline getirildi. Yani sorunlar ne olursa olsun, savaş ne kadar üst düzeye tırmanırsa tırmansın 'iki güç bu sorunları birbiriyle konuşarak çözmeli' yaklaşımıyla hareket etti. 6 Şubat depremi ardından da böyle bir açıklama gelmesi çok şaşırtıcı değil.

Savaşın ne için yapıldığı eylemin ne için yapıldığı önemli. PKK nezdinde bu sadece siyasi diyaloğun önünü açmak için bir araçtır. Bir eylem, çatışma ya da silah olgusunun kendisi sadece bunun için vardır. Bir amaç değildir. Bu anlamıyla da gerektiği yerde ve zamanda durdurulabilir. Gerektiği ve istendiği yerde farklı araçlar kullanılabilir. Bu çerçevede bir karardı bu.

KCK, HALKLARA BİR BORÇ OLARAK GÖRDÜ ATEŞKES İLAN ETTİ
Zaten açıklamanın kendisinde de bu net olarak belirtilmişti. Ama Türk devletinin bu süreçlere yaklaşımı neydi? İlk '93 Newroz'unda ateşkes ilan edildi, 30 sene geçti aradan. Sorunun diyalogla çözümü hedeflendi. Uzatma talep edildi. 15 Nisan'da ikinci defa uzatıldı ama 17 Nisan'da Turgut Özal, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı savaş kliği, rantçıları tarafından zehirlenerek öldürüldü. Böyle bir diyalog yolunun öne çıkmasını istemediler. Sonra '98 1 Eylül'ünde ateşkes ilan edildi. Ama Türk devleti buna uluslararası komplo ile cevap verdi, 9 Ekim komplosu başlatıldı. Uluslararası güçlerin NATO gladyosunun çok büyük desteğini aldı. '99 yılında tekrar ateşkes ilan edildi. Bunun karşısında KDP ve YNK ile birleşerek Güney Kürdistan'da saldırılar düzenlendi. Geri çekilme sürecinde bulunan gerilla hedef alındı. 2004'te tekrar başladı. 2006 yılındaki ateşkesten sonra tekrar Amerika ile birleşerek bu sefer tüm Medya Savunma Alanlarına yönelik saldırılar başlatıldı. Ardından devam eden süreçlerde artık siyasi diyalogla çözüm alındı. O yüzden tekrar geri döndü. Yani bu 6 Şubat vesilesiyle halklara yönelik bir borç olarak PKK ve KCK bunu ilan etti.

Suriye'de özellikle QSD, Türk devletinin işgalinde rol üstlenmiş, çete gruplarının denetiminde bulunan işgal altındaki Efrîn'e yönelik yardım gönderme ve enkaz kaldırmaya yardım edebileceğini açıkladı. Yani düşünün işgal altındaki topraklarda çeteler var ama onların yaşadığı insani duruma gösterilen bir duyarlılık söz konusu. Bu anlamıyla aslında doğasını yaşıyor.

Kürdistan özgürlük mücadelesinin öncü güçleri için silahlı mücadele bir araçtır. Bu aracı istedikleri zaman durdurup tekrar kullanabilme imkanının genişliğini gösterebilir. Ama Türk devleti de faşist karakteri gereği her zaman böylesi imkanları heder etmekte maalesef üzerine düşeni yerine getiriyor.

DEPREM HALKLARA DEVRİMCİLERİN DEĞERLERİNİ GÖSTERDİ
Haydar Bahadır:
Halklarımız 6 Şubat depremleriyle çok büyük bir acı yaşadı. Onbinlercesi öldü. Yüzbinlercesi yaralandı. Milyonlarcası göç etti. Onların acılarını derinden yaşadığımızı ifade edelim. Tarihsel ve güncel olarak, PKK ve sömürgeci faşist Türk devletinin savaş gerçekliğinden baktığımızda devrimcilerin komünistlerin burjuva, faşist diktatörlüklere, egemenlere karşı mücadelesinde, bu son eylemsizlik kararı bir gerçeği bizim karşımıza çıkardı. Somut olarak bir tarafta görevini yapmayan, insanları beton yığınlarının altında diri diri gömen devlet var. İnsanlara, canlı canlı akrabalarının, ailelerinin, eşlerinin, dostlarının ölümünü seyrettiren, bu kadar vahşi, rantçı, kapitalist bir devlet, egemenlik sistemi, onun faşist iktidar yapılanması var. Rant, talan için müteahhitlere yaptırılmış evlerde mağdur edilen yoksul halklarımız oldu.

Bir tarafta da, devrimcilerin yaşanan toplumsal acılar karşısındaki ahlaki, etik, vicdani tutumları var. KCK'nin, PKK'nin, Rojava Özerk Yönetiminin eylemsizlik kararına uyması, yardım etme taleplerini iletmesi, savunulan, savunduğumuz dünyanın politikasını da yansıtıyor. İnsani değerleri ve yaklaşımı yansıtıyor. Çünkü sadece faşist, sömürgeci diktatörlüğü değil, milyonları ilgilendiren, kapitalizmin ortaya çıkardığı büyük bir vahşet söz konusu. Yoksa deprem öldürmez bunu biliyoruz. AKP-MHP faşist kapitalist devletinin rantçı politikalarının sonucunda bu insanlar bu kadar acı çekti. Yani aslında katliam karşısında bir burjuva sınıfın, bir de devrimci kesimin yaklaşımını gördük. PKK-KCK nezdinde çok ahlaki, vicdani, insani bir duruş sergilendi. Eylemsizlik kararı alarak "üzerimize gelmediği müddetçe herhangi bir karşılık vermeyeceğiz" diyerek savunma pozisyonuna geçtiğini söyledi.

Türkiye ve Kürdistanlı diğer devrimciler, ilericiler, solcular, devletin bütün olanakları varken Kızılay'ın çadır sattığı, yolsuzluk yaptığı, pisliklerinin ortaya saçıldığı bir süreçte deprem alanındaki birçok yere yardıma, dayanışmaya gitti.

DEPREM TOPLUMDA DAYANIŞMA BİLİNCİNİ GÜÇLENDİRDİ
Ahlaki, vicdani ideallerini yansıtan bir pratik sergilerdiler. İlk yardıma devrimciler, komünistler, sosyalist yurtseverler, ezilen Kürt halkı gitti. Vicdani ve insani değerleri olan gitti. Bu anlamıyla tarihsel olarak çok önemli bir şey çıkardı. Şimdiye kadar politikleşmiş olan ya da olmayan ama kapitalizmin öyle veya böyle hegemonyasında bilinci dumura uğratılan, zayıflatılan, geriye düşürülen kapitalizmle iç içe geçen, insani değerlerini unutanların pozisyonu böylesi bir toplumsal acıda değişti. Toplumun çok önemli bir kesiminde inanılmaz bir dayanışma, olanaklarını, emeğini sunma durumu açığa çıktı. Peki bu ahlaki, insani, insanın özüne ait olan değerler kimin politikasıyla buluştu? Devrimcilerle buluştu, örtüştü. PKK'nin ahlaki, vicdani çizgisiyle buluştu. Komünistlerin, solcuların, ilericilerin, çevrecilerin çizgisiyle buluştu. Bu anlamıyla tarihsel, çok güçlü bir ortaklaşma zemini yarattı. Çünkü aynı safta yer aldılar, acılar bizi birleştirdi. Politik olarak şöyle bir durum ortaya çıkarttı. "Evet bizim politikamız doğru, çizgimiz doğru, bilinçleri köreltilmiş olsa da biz bu halklarla birleşebiliriz, ortaklaşabiliriz." Çünkü bu süreç onu gösterdi. Faşizmi, bu ortaklıkla yenebileceğimizi ortaya çıkardı.

KDP İLE ULUSAL BİRLİK YARATILAMAZ

Ulusal birlik tartışmaları KNK eşbaşkanının açıklamalarıyla yeniden gündeme geldi. YNK lideri Bafil Talabani geçtiğimiz günlerde Hewler'de bir toplantıda "KDP ve PKK arasında diyalogların sağlanması konusunda görev üstlenebileceklerini" söyledi, ulusal birlik çağrısı yaptı. Bu gelişmeleri, nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Sinan Cudi:
Aslında yeniden gündeme mi geldi, sürekli siyaset mi? O da ayrı bir nokta. Ulusal birlik, Kürtler arasındaki hem temel stratejik çalışma hem de kapanmayan bir yara aslında. Yani Kürtlerin farklı kesimler tarafından kendi yanına ve politikalarına hizmet eder tarzda çekilmesi durumu var. Uzun yıllardır buna yönelik ciddi adımlar atıldı. Güneyde 90'lı yıllarda denendi. Hatta 80'li yılların başında hem Kuzey Kürdistan'da hem Güney Kürdistan'da Kürt örgütlerin ortak stratejiler belirleyerek Kürdistan'ı sömürge altında bulunduran ülkelere karşı mücadele yürütme çabaları oldu, örgütlenmeye çalışıldı. Bazı ortak metinlere imza atıldı. Fakat 90'dan sonra 1. Körfez Savaşı ardından Amerika'nın aktif müdahalesi ve Türk devletinin NATO ekseninde PKK'ye karşı savaşı sınırların dışına taşırması durumu farklı bir noktaya götürdü.

ULUSAL BİRLİK TÜM KÜRTLERİN BİR ARAYA GELMESİ DEĞİLDİR
Ulusal birliği tüm Kürtlerin, siyasi partilerin bir araya getirilmesi olarak görmemek gerek. Bafil Talabani'nin, PKK ile KDP arasında arabuluculuk yapma talebi her ne kadar iyi niyetli olsa da aslında çok yerinde bir tespit de değil. Çünkü KDP ile ulusal birlik yaratılamaz. KDP, Kürt ulusunun bir kesimini temsil etmiyor. Bu anlamıyla ittifak kurulacak bir noktada değildir. Kürdistan'ı sömürge altında bulunduran, Kürt inkarını, imhasını bir siyaset olarak belirleyen güçlerin yanında kontravari pratik yürüten küçük bir kesimin temsil ettiği büyük bir isme sahip partidir. Yani toplumsal tabanı neredeyse yok denecek kadar azdır. İstihbari polis gücüne dayalı, halkın emeğini sömürerek, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini pazarlayıp, satarak kendini zenginleştiren bir sınıfın temsilcisi konumunda.

KDP ULUSAL BİRLİĞİN KARŞISINDA ÖRGÜTLENMİŞ AJAN ÖRGÜTÜDÜR
Bu anlamıyla KDP ile PKK arasında bir ilişki kurulması, "ulusal birlik ancak bununla olur" yönlü tespitleri çok yerinde görmüyorum. Takip edebildiğim kadarıyla Kürdistan özgürlük hareketi ve diğer örgütlerin açıklamalarında bu var. KNK'nin pozisyonu belki bu noktada biraz daha farklı, daha geniş kapsamlı yaklaşmaya çalışır. Fakat KDP dünya siyasetinin Kürtleri parçalama politikasının bir sonucudur. Lozan'ın yıldönümünü yaşıyoruz değil mi? İşte bu sene 100. yılını dolduracak Lozan'ı yapan güçler şu anda KDP'yi ve KDP'nin temsil ettiği siyaseti Kürdistan temsilcisi gibi göstermeye çalışıyor. Devletçi bir siyaset yürütüyorlar. Son üç sene içerisinde Hewler'e yönelik yani normalde olmaması gerekir ama konsolosluklar açılıyor. Tüm ülke parlamentolarında temsil görüyor. Tüm ülke devlet başkanları ile ilişkiye geçiliyor. Böylelikle 'Kürtlerin temsilcisi budur' denilerek ulusal temsilci pozisyonuna getiriliyor. Bundan da anlaşılacağı üzere aslında KDP bir projedir. Kürt ulusal birliğinin oluşmaması için uluslararası bölgesel güçler tarafından örgütlendirilmiş, eğitilmiş ve Kürtlerin ortasına bırakılmış ajan örgütüdür. KDP'nin her şeyden önce Kürt halkından özür dilemesi, yaptıklarının hesabını vermesi gerekiyor ki, halkın bir parçası olduğunu kabul ettirebilirsin. Bu yok.

JİN JİYAN AZADÎ DÖRT PARÇADAKİ MÜCADELENİN SONUCUDUR
Ulusal birlik dört parça Kürdistan'da tüm Kürt örgütlerin, tüm toplumsal kesimlerin bir araya gelme çabası ve çalışması uzun yıllardır gündemde. Çok önemli adımlar atılmış durumda. Örneğin şimdi İran rejimine karşı Doğu Kürdistan öncülüğünde başlayan, kadınların öncülük ettiği sihirli "Jin, jiyan, azadî" sloganı etrafında gelişen hareket aslında dört parçada yürütülen özgürlük mücadelesinin bir sonucu olarak açığa çıktı. Hem onlar Rojava devriminden aldıkları desteği, Kuzey Kürdistan'da başlayan devrimden aldığı gücü, Kürt halkının yüzyıllardır yürüttüğü özgürlük mücadelesinden aldığı desteği, gücü ilan ediyorlar. Yani aslında bir birlik söz konusu. Sınırlar buna engel olmadı. Günümüzde özellikle bu daha da gelişti. Biz şimdi Rojava'dayız. Rojava'ya dört parça Kürdistan'dan insanlar, Kürtler, enternasyonalistler, devrimciler geldi. Bu anlamıyla sadece ulusal birlik değil, bu coğrafyada yaşayan herkesin birliği sağlanmış durumdadır. Ulusal birlik dediğimiz olguyu 'Kürt halkı adına kim konuşacak" siyaseti olarak eğer belirliyorsak bunun zaten muhatapları bellidir.

İki muhatabı vardır bunun: Bir devrim etrafında birleşmiş, halkın temel ihtiyaçlarını ve taleplerini göz önünde bulunduran, tarihinden, kültüründen gelen özellikleri içinde barındıran bir harekettir. İkincisi, uluslararası güçlerin özellikle Amerika'nın, İsrail'in ve NATO'nun oluşturduğu Türkiye'nin denetimine verilmiş olan bir ajan örgüt vardır. Şimdi bu ikisi, 'hangisi tercih edilecek' noktasına getirilmek isteniyor. Meşruiyet KDP üzerinden sağlanmaya çalışılıyor. Rojava ona entegre edilmeye çalışılıyor. Bu şekilde Kürtlerin özgürlük talepleri sınırlandırılmak, hatta zaman içerisinde yok edilmek isteniyor. Kuzey Kürdistan'da da, Güney'de bu böyledir. Rojava'da ajan örgütlerle bu yapılmaya çalışılıyor. Şimdi işgal altındaki Efrîn'de KDP'nin temsilciliği var. Nasıl bir Kürtlük, Kürdistaniliktir? Rojava'da KDP'nin devamı niteliğinde olan güçler var; Kürtçe eğitime karşılar. Yine Güney Kürdistan'da KDP'nin denetimindeki alanlarda en ufak muhalefet gösterisine, tutumuna imkan verilmemektedir, böyle tutum alacak gazeteci, siyasetçi, avukata hukukçuya izin verilmemektedir. Kuzey Kürdistan'da, kurdukları destekledikleri güçler var. AKP-MHP faşist rejimine destekte bulunuyorlar. Bu gibi örnekler çoğaltılabilir. Özcesi Kürtlerin ulusal birliği zaten söz konusudur. Bu daha da geliştirilmeli, güçlendirilmeli, ulusal refleksler oluşturulmalıdır. Zaten bunun uzun yıllara dayalı geçmişi var ve devam ediyor. Bu aşamada bence daha ileri adımlar atılacaktır gibi görünüyor.

ULUSAL BİRLİK İÇİN ULUSAL KONGRE OLUŞTURULMALI

Ulusal birlik politikalarına SYPG nasıl bakıyor?
Haydar Bahadır:
Sosyalist yurtseverler olarak kısaca şöyle ifade edebilirim. Ortada tarihsel bir olgu var. Yüzyıldır Kürdistan coğrafyasının emperyalistler, sömürgeciler tarafından parçalanması, dört parçaya bölünmesi var. Dünyanın her tarafına yayılmış Kürt halkı var. Gelinen aşamada en temel olgu; Kürt ulusunun, Kürt halkının, bir kazanım elde edebilmesidir. Siyasal, ekonomik, iktisadi, kültürel, manevi bir birlik olarak bunu sağlamasının en temel yolu en ilerici ve temel kesimlerin demokratik zeminde bir araya gelmelerini sağlamak. KDP'nin nasıl bir rol oynadığını Sinan arkadaş ifade etti. En temel ihtiyaçlardan biri ulusal kongrenin örgütlenmesidir. Çünkü ortak bir zemin, ortak coğrafyada örgütlenemediği için farklı coğrafyalarda Kürtler bulunuyor. Ulusal kongrenin örgütlenmesinin, ulusal birliğin inşasında en temel şeylerden biri olduğunu belirtebiliriz. Kongrenin; demokratik, halkçı, eşitlikçi, kadın özgürlükçü bir temelde inşa edilmesi gerektiğini ifade edebiliriz. Kadın eş temsiliyeti güçlü bir şekilde yer almalı. Kürdistan ulusal mücadelesine ekonomik, demokratik, siyasal olarak emek veren, Kürdistan'da politika yapan bütün kuvvetlerin ulusal birlikte, ulusal kongrede yer almasını önemsiyoruz. Kürdistan'ın dört parçasındaki siyasal öznelerin kendilerini yabancı hissetmedikleri ulusal birlik inşa edilmesi gerekir. Örneğin şimdi yine KDP eliyle PKK'ye "siz burada ne arıyorsunuz" deniyor. Bu bakış açısıyla ulusal birliği inşa edemezsin.

KÜRDİSTAN'IN BİRLİĞİ İÇİN ÇİZİLEN SINIRLAR YIKILMALI
Ölçü şu olmalıdır: Kürdistan coğrafyasını her Kürt bireyin istediği gibi seyahat edebileceği, çalışabileceği, yaşayabileceği, kendisini özgürce konumlandırabileceği bir coğrafya olarak algılamak lazım. Emperyalistlerin, sömürgecilerin çizdiği sınırların içerisinde, onun dar aşiretsel yapılarına ekleyerek, manevi, ideolojik, kültürel bağı iyice kopartan bir zeminde değil. Bu olursa olmaz zaten. Yani o zaman, Kürdistan coğrafyasında bulunan, mücadele eden, yaşayan, herkesin bu coğrafyanın her parçasında kendisini var etme olgusunu kabul etmek gerekir. Çünkü bu en demokratik haktır. Bugün Avrupa Birliğine baktığımızda kendi aralarında ekonomik, ticaret vb. sınırlarını kaldırıyor. Biz niye kendi coğrafyamızda, yurdumuzda emperyalistlerin çizdiği, sahte çitlere, sınırlara kendimizi hapsedelim. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Edilemez. O zaman bunun ortadan kaldırılması gerekiyor. Yani bize, Kürt halkına, Kürdistan halklarına dışarıdan dayatılan, her türlü zincirin reddedilmesi gerekiyor.

ULUSAL BİRLİK EŞİTLİKÇİ, DEMOKRATİK, CİNS ÖZGÜRLÜKÇÜ İLKELERE DAYANMALI
Diğer önemli nokta biz Ortadoğu'dayız, Kürdistan, coğrafyasındayız. Kürdistan coğrafyası da sadece Kürt halkından oluşmuyor. Yani halklar mozaiği ve halklar bahçesidir; Asurisi, Süryanisi, Keldanisi, Ermenisi, Türkmeni, Êzidîsi, sayısız inanç, mezhep ve dinler var. O zaman bu halkların gerçek anlamda demokratik zeminde, kendilerini ifade edebilecekleri, yaşayacakları, temsil edilecekleri ulusal birliğin içerisinde olmalılar. Ulusal kongrede kendilerini ifade ederek, bir parçası olacakları bu coğrafya için, her şeylerini ortaya koyabilecekleri zemin sunulması lazım. Sadece dar anlamıyla Kürt, Kürtlükten ya da Kürt ulusundan değil, coğrafyanın ihtiyacı olan buradaki tabloyu gözeterek bir politika belirlenmesi gerekiyor. Bunları karşılayacak ulusal birliği en demokratik şekilde bir araya getirecek oluşumdan bahsediyoruz. Bu oluşum olmadığı sürece işte tabloyu görüyoruz. Yani Rojava'da başka, Başûr'daki durum başka, Rojhilat'taki durum başka. Ama bir araya getirmenin bir zeminini bulmak lazım.

Diğer önemli bir şey, bizim niyetimizden bağımsız olarak Kürdistan dört parçaya bölündüğü için kendi özgünlükleri de var. Yani kendi mücadele zeminlerinin özgünlükleri, kazandıkları veya hiç kazanamadıkları pozisyonlar var. Her parça kendini örgütleme ve mücadele tarzında özgünlüğü getiriyor. Kazanımların düzeyi farklı. Bugün Rojava'daki sömürgecilik belli oranda parçalandı ama hala siyasal statüsünü kazanmış değil. Diyelim ki buradaki bir mücadele tarzı ve biçimiyle Bakûr'daki; Rojhilat'daki; Başûr'daki aynı değil. O zaman, her parça Kürdistan diğer parçalardaki mücadeleye destek olmalı, saygı duymalı ve onun kazanımlarını kendi kazanımları olarak görmeli. Bugün emperyalistlerle iş tutan, işbirlikçilerin yaptığı gibi Rojava'ya rakip, birbirini ezen, ambargo uygulayan bir pozisyonda olmamalı. Dayanışma, yardımlaşma, her türlü saldırı geldiğinde bunu kendisine yapılmış sayan, politik, ekonomik, kültürel, ahlaki birliğini sağlayan bir politik hat yürüten, bunu da bağımsız Kürdistan ile birleştiren bir hedef olmalıdır.

KDP KÜRTLERİN ULUSAL ÇIKARLARINI TEMSİL ETMİYOR
KDP ve Barzani ailesi, bugün Türk-Kürt halkının en büyük düşmanı olan AKP-MHP Erdoğan kliğiyle kader birliği yapmış. Şimdi bunlarla ulusal birlik olmayacağı çok açık. O zaman takılmadan yürümek lazım. Çünkü emperyalistler, KDP'yi ve Barzani aşiretini Kürt ulusunun önüne koymuşlar, onu sözcü, temsilci yapmak istiyorlar. Çünkü çıkarlarını en iyi onlar temsil ediyor. Rojava'da bakıyorsun, Rojava'nın devrimci demokratik zeminini zayıflatmak için onu dayatıyor. Başûr'da zaten nasıl işbirlikçi, ihanetçi bir yapı içerisinde olduğunu görüyoruz. Diğer taraftan Rojava'da, Bakûr'da devrimci güçler var. Rojhilat'ta 'jin, jiyan, azadî' öncülüğünde kadın öncüler var. Diğer halklar var. Onları birleştirdiğimizde onlarla var olanlarla yola girmek, pratik adım anlamıyla önemli. O yüzden KDP engeline takılmadan ulusal birliği, ulusal kongreyi oluşturacak zemini kovalamak, onun mücadelesini vermek gerekir. Biz sosyalist yurtseverler de bu eksende bir politika yürütmeye çalışıyoruz.

NEWROZ, ÖZGÜRLÜK İRADESİNİN GÖSTERİLME ZAMANIDIR

2023 Newroz'una hangi politik koşullarda giriyoruz? Newroz'a dair politikalarınız, beklentileriniz nelerdir?
Sinan Cudi:
Kürdistan sömürgedir tespitiyle başlayan PKK yürüyüşünün 50. Newroz'u oluyor. Yani yarım asır geçmiş PKK'nin direnişle. Her Newroz neredeyse bizim açımızdan ayrı bir anlam ifade etti. 90'lı yıllarda Newrozlar çatışmayla geçti. 80'li yıllarda tutuklanma, katliam riski altındaydı. 90'lı yıllar serhildanlara dönüştü. 2000'li yıllarda referandum olarak adlandırıldı. 2010'lu yıllardan sonra yılların, yüzyılların belki de çözümünü getirebilecek hamlelerle dolu oldu. Tabi ki 50. Newroz birde Lozan'ın yüzüncü yılına denk geliyor. Kürdistan'ı sömürge yapan, bir anlaşmanın aslında 50. Newroz'unu yaşıyoruz.

Tabi ki bu yıla atfedilen çok önemli gelişmeler de var. AKP-MHP faşist rejiminin 2023 hedefi vardı. Bir seçim arifesindeyiz. Biz Kürtler, Kürdistan'da yaşayan halklar açısından Newroz özgürlük iradesinin dosta-düşmana gösterilmesi zamanıdır.

NEWROZ DİRENİŞ RUHUYLA KOMPLOCULARA KARŞI DURACAĞIZ
Bu sadece sıradan bir bayram, yıldönümü, bahara giriş değildir. Dehaqlara karşı mücadelenin, zalimin zulmüne karşı mücadelenin yıldönümüdür. Pek tabi ki tüm bu direniş geçmişiyle birlikte ele alındığında Newroz, tüm duyarlı, devrimci, demokrat kesimler açısından netleşmenin sağlanacağı bir Newroz olacaktır. Türkiye Cumhuriyetinin 100. yıldönümü. Lozan'ın 100. yıldönümüne gidiyoruz. Kürdistan sömürgedir tezinin, PKK, önder Apo tarafından dillendirildiği, Çubuk Barajından sonra geçen 50 Newroz'dur. Faşist, uluslararası emperyalist güçlerin, bölgesel güçlerin politikalarına, halklar adına dur diyebilecek miyiz? Halkların bin yıllardır çektiği acıları sonlandırabilecek miyiz? Umudu yeşertecek bir Newroz mu, yoksa halklar adına en ufak bir umudun kalmayacağı bir dönemin başlangıcı mı olacak?

Biz Newroz direniş ruhuyla hareket edeceksek tabi ki bunu komplocuların, uluslararası gericiliğin karşısında durarak, onunla mücadele ederek yürüteceğiz. Bu çok net açık. Newroz tarihinin en önemli yılını yaşıyoruz da diyebiliriz. Çünkü artık, bir bölgeyi, dönemi, zamanı kapsayan değişiklik değil. Yüzyılları etkileyecek dönemin kapısı konumundadır Newroz. Bu anlamıyla da Newroz tüm bölgelerde coşkuyla kutlanacak gibi görünüyor. Tabi ki 6 Şubat depreminden etkilenen, yaşamını yitiren insanlarımız, halklarımızın acıları Newroz'u bir kutlamadan ziyade, referandum, irade beyanı, anma, HDP'nin açıkladığı gibi yas şeklinde geçireceğiz; ama irademizle, kararlarımızla tarihi değiştirip dönüştürecek bir Newroz olacakmış gibi görünüyor. Bu anlamıyla programınız aracılığıyla bizi dinleyen izleyicilerinizin Newroz'unu şimdiden kutlamak istiyorum.

NEWROZU SAHİPLENMEK FAŞİZMİN YENİLGİSİ, ŞOVENİZMİN YIKILMASIDIR
Haydar Bahadır:
Çok önemli tarihsel bir süreçten geçiyoruz. AKP-MHP faşist kliğinin, sömürgeci faşist diktatörlüğün yaşadığı ekonomik, siyasi krizleri düşündüğümüzde, Kürt ulusunun, devrimcilerin, komünistlerin, sosyalist yurtseverlerin, ezilenlerin sömürücülere teslim olmadığını söyleyebiliriz. Teslim olmadığı gibi, onların (egemenlerin) siyasi sonlarının yakın olduğu bir süreçte geçiyoruz.

Newroz'un iki yönü var diye ifade edebiliriz. Birincisi; Kürt halkı açısından, zalimlere karşı özgürlük direnişi, bağımsızlık, kendi kaderine, katiline boyun eğmeden, hesap sorma günüdür. Bu anlamda Kürt halkımız onyıllardır mücadelesini sürdürüyor. Ve direnişini devam ettiriyor. 

Ben Türkiye halklarına seslenmek istiyorum. Newrozu sahiplenmek sömürgeci faşist diktatörlüğün yenilmesini istemek demektir. Kürt halkıyla, direniş bayramıyla, direniş geleneğiyle mesafelerini, sınırlarını ortadan kaldırmak demektir. İrili ufaklı sosyalşoven fikirler varsa onları kırmaktır. Zalimlere karşı Kürt halkının yanında olmaktır. Bu anlamıyla kendi bayramı gibi bir direniş bayramına çevirmek, kutlamak gerekir. Türkiye'nin her tarafında Newroz ateşlerini, Kürtler için, Kürt sembolleriyle, Kürtlerle omuz omuza dayanışma içerisinde tutuşturmak gerekir. Yaratılacak bu birleşik mevzide, aynı siperde aynı düşmana karşı savaşıldığını, mücadele edildiğini, göstermiş bu mücadelede ortaklaşma sağlanmış olacaktır.

Ezilenlerin kaderiyle kendi kaderini birleştirmeyen, ortak zalimlere, diktatörlere karşı mücadele etmeyen devrimci bir değer, ahlak yaratamaz, özgürleşme mücadelesi ortaya çıkamaz. Böylesi bir tarihsel, zorunluluk döneminden geçiyoruz. Önümüzdeki süreç, birleşik devrimimiz bakımından da böyle önemli bir süreçtir. Deprem bunu gösterdi. Türkler, Kürtler, bütün halklar seferber oldu. Tüm imkanlarını birleştirdi. Ayrışmadılar birleştiler. Dün Kawa zalim Dehaq'ın kellesini aldı. Bugün günümüzün devrimcilerine düşen görev ise; Dehaq iki kellelidir, iki kellesini birden almamız gereklidir. Bu anlamalıyla bütün halklarımızın, ezilenlerin, direniş çeperlerinde olanların, zindanlarda, fabrikalarda, ovalarda savaşanların, mücadele edenlerin, erkek egemen sisteme karşı dövüşen kadınların, Newroz bayramını kutlamış olayım.

Aynı zamanda 1 Mayıs, işçilerin emekçilerin bayramı da geliyor. Sosyalist yurtseverlerin sömürüsüz, sömürgesiz, 1 Mayıs'ta gerçekleştireceği sempozyumunun da duyurusunu yapmış olayım.