11 Şubat 2026 Çarşamba

TOHAV'dan rapor: Umut hakkı sistematik olarak ihlal ediliyor

"Umut hakkı" raporuna açıklayan TOHAV,  Türkiye'de bu hakkın sistematik olarak ihlal edildiğini belirtti. TOHAV, "Koşullu salıverme hakkı tüm mahpuslar için istisnasız biçimde tanınmalı, Tecrit temelli infaz koşulları kaldırılarak insan onuruna uygun yaşam koşulları sağlanmalı" dedi. 

Toplum Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV), "Umut Hakkı" raporunu İstanbul Beyoğlu'nda bulunan vakıf binasında düzenlediği basın toplantısında açıkladı. Toplantıya çok sayıda hak kurumu temsilcisi katıldı. Toplantının yapıldığı salona "umut hakkı tanınsın" pankartı asıldı.

'FIRSAT DOĞMUŞTUR'
TOHAV Eşbaşkanı Destina Yıldız, "Umut hakkı"nın Ekim 2024 itibariyle gündem olduğunu ancak 2014 yılında "Öcalan/2" kararıyla Türkiye için bağlayıcı hale geldiğini ve iç hukukun revize edilmesi zorunluluğunun doğduğunu kaydetti. "Umut hakkı"nın Kürt sorununda demokratik adımların atılmasında bir "şantaj" aracı haline geldiğini ifade eden Destina Yıldız, "Şüphesiz idam cezasının kaldırılması, yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının ikame edilmesi, nihayetinde bunun da evrensel normlara aykırılık oluşturmasının tespiti ve bu çerçevede umut hakkının tesis edilmesinin zorunluluğu PKK lideri Abdullah Öcalan'dan bağımsız ele alınamaz" dedi. 

Hazırladıkları raporu "Kürt sorununun çözüm süreci" kapsamında kurulan Meclis Komisyonuna ve tüm ilgili mercilere ileteceklerini vurgulayan Yıldız, "Bugün itibariyle Abdullah Öcalan özelinde ve Kürt sorununa yaklaşım temelinde ele alınan 'umut hakkı'nın yasalaşması için çok ciddi bir fırsat doğmuştur. Aynı zamanda infaz mevzuatının demokratikleşmesi anlamına gelen bu fırsatı değerlendirmek başta sivil toplum olmak üzere bütün ülke yurttaşlarının sorumluluğu durumundadır. Unutulmamalıdır ki insanlığın temel istemi olduğu gibi demokrasi ve hukuk devletinin temel karakteri de yalnızca geçmişi telafi etmekle sınırlı değil, geleceği inşa etme iddiasını da barındırmaktadır" diye kaydetti. 

"Umut hakkı" raporunu TOHAV üyesi Zozan Vargün okudu.

"Umut hakkı', çağımızda hukuk sistemlerinin en kritik sınavlarından biridir" diyen Zozan Vargün, raporun amacının "umut hakkı"nı görünür kılmak ve hukuki ve toplumsal düzeyde reform iradesine katkıda bulunmak olduğunu ifade etti. Zozan Vargün, "Umut hakkı'nın bireyin geleceğe dair beklentilerini, değişme ve topluma yeniden dönme imkanını koruyan temel bir hak olduğu kabulünden hareketle, bu rapor ceza adaleti sisteminde umudu tamamen ortadan kaldıran uygulamaların hukuki ve etik açıdan meşru olmadığını savunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları ve Birleşmiş Milletler denetim organlarının Türkiye'ye yönelik uyarıları da bu değerlendirmeyi desteklemektedir. Bu kapsamda rapor, "terör ve anayasal suçlar kapsamında" ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldıkları için koşullu salıverilme imkanı bulunmayan mahpuslar özelinde umut hakkı değerlendirmesi yapmaktadır" diye konuştu.  
 
'TÜRKİYE RESMİ VERİLER SUNMAMAKTADIR'

 "Umut hakkı"nı kavramsal, tarihsel ve normatif temelleri bağlamında irdelediklerini dile getiren Vargün, "Türkiye'de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası sistemine dair mevcut hukuki ve idari çerçeve irdelenmiştir. Ölüm cezasının kaldırılması tarihsel olarak ele alınmış, mevzuat değişiklikleri incelenmiş, yanı sıra ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dayanak olan mevzuattaki kritik noktalar ele alınmıştır. Bu mevzuatın gelişiminde Abdullah Öcalan etkisine özel bir başlığa yer verilmiş olup bu başlık altında ölüm cezasının kalkması, bunun yerine ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin ikame edilmesi ve eşitlik ilkesinin ihlali incelenmiştir. Resmi veriler, Türkiye'de ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin sayısı ve profili hakkında kamuoyuna düzenli, ayrıntılı ve güncel istatistik sunmamaktadır. Bu nedenle veri eksikliği ve şeffaflık ayrı bir başlık olarak ele alınmıştır" diye kaydetti.

'RAPOR 'UMUT HAKKI'NIN İHLAL EDİLDİĞİNİ GÖSTERİYOR'
Ağırlaştırılmış müebbet mahpusların psikolojik ve fiziksel sağlığı üzerine ve tutulma koşulları ile tecrit ve hücre cezasına dair uluslararası hukuk ilkelerine ilişkin bilgilere yer verdiklerini söyleyen Zozan Vargün, "Bu rapor, Türkiye'de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dayalı infaz rejiminin yalnızca bireysel değil, yapısal bir insan hakları sorununa dönüştüğünü ve bu rejimin insan onuruyla bağdaşmadığını ortaya koymaktadır. Ölüm cezasının kaldırılmasının ardından insan hakları açısından bir ilerleme olarak sunulan bu sistem, fiilen ömür boyu sürecek bir umutsuzluk rejimi haline gelmiştir. Rapor, kavramsal, tarihsel ve hukuki temelleriyle umut hakkını ele alarak, Türkiye'deki uygulamanın bu hakkı sistematik biçimde ihlal ettiğini göstermektedir" diye konuştu.

ULUSLARARASI HUKUKTA 'UMUT HAKKI'
"Umut hakkı' yalnızca özgürlüğe kavuşma olasılığıyla sınırlı değildir, insanın gelecekle kurduğu bağı, değişme ve yeniden topluma katılma kapasitesini koruma hakkıdır" diyen Avukat Zozan Vargün, "Uluslararası hukukta bu anlayış, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağını konu alan 3. maddesi kapsamında kökleşmiştir. AİHM'in Kafkaris, Vinter, Murray, Petukhov, Marcello Viola gibi kararlarında şekillenen içtihat çizgisi, ömür boyu hapis cezalarının ancak hem hukuken (de jure) hem fiilen (de facto) indirilebilir olmaları halinde insanlık onuruna uygun sayılabileceğini ortaya koymuştur. Mahkeme'ye göre, bir insanın hiçbir koşulda serbest kalma olasılığı bulunmuyorsa, bu durum onun değişebilme kapasitesini reddetmek ve insanı yalnızca geçmişine indirgemek anlamına gelir. Bu nedenle, gözden geçirme mekanizmalarının en geç 25 yıl içinde başlatılması, düzenli aralıklarla yinelenmesi ve bireyin kişisel gelişim ile toplumsal bağlarını dikkate alması gerekir" dedi.

'TÜRKİYE GEREKEN ADIMLARI ATMAMIŞTIR'
Zozan Vargün, şöyle devam etti: "Türkiye bakımından ise Öcalan (No:2), Kaytan, Gurban ve Boltan kararları, ağırlaştırılmış müebbet rejiminin 'umut hakkı'nı ortadan kaldırdığına ilişkin açık ve yerleşik bir içtihat bloğu oluşturmuştur. Mahkeme, koşullu salıverilme imkanı bulunmayan veya yalnızca teorik düzeyde var olan mekanizmaların Sözleşme'nin 3. maddesini ihlal ettiğini, Cumhurbaşkanlığı affının ise düzenli, erişilebilir ve bağımsız bir gözden geçirme yerine geçemeyeceğini tespit etmiştir. Bu tespit, sorunun bireysel değil, yapısal nitelikte olduğunu göstermektedir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu ihlallerin uygulanmasını denetlediği Gurban Grubu kapsamında, Türkiye'ye yönelik değerlendirmelerinde bu yapısal sorunun giderilmesi için kapsamlı bir reform çağrısı yapmıştır. Komite, özellikle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 107/16. maddesi ve buna bağlı uygulamaların, Umut hakkını fiilen ortadan kaldırdığını belirtmiş; Türkiye'den, AİHM standartlarına uygun bir gözden geçirme ve koşullu salıverme sistemi kurmasını istemiştir. Buna rağmen Türkiye tarafından gereken adımlar atılmamıştır."

ATILMASI GEREKEN ADIMLAR
Avrupa Konseyi (AK) üyesi ülkelerin çoğunda "yargısal bir gözden geçirme" mekanizmasının bulunduğunu, Türkiye'de ise bu türden bir mekanizmanın olmadığını söyleyen Zozan Vargün, "Umut hakkının Türkiye'de yalnızca bireysel değil, aynı zamanda demokratik ve toplumsal bir mesele haline geldiğini göstermektedir. Çünkü bir toplum, bireylerinin geleceğe dair inancını koruyabildiği ölçüde demokratiktir. Umudu ortadan kaldıran bir hukuk düzeni, yalnızca mahpusları değil, toplumu da umutsuzluğa mahkum eder. Hukukun amacı intikam değil, adalet ve insana dair olasılığı korumaktır. Bu bağlamda, Türkiye'nin atması gereken adımlar açıktır" dedi.

Zozan Vargün, "umut hakkı"nın korunması için atılması gereken adımları şöyle sıraladı:

-Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında belirli bir sürenin sonunda bağımsız, şeffaf ve düzenli gözden geçirme mekanizması oluşturulmalı,

-Koşullu salıverme hakkı tüm mahpuslar için istisnasız biçimde tanınmalı,

-Tecrit temelli infaz koşulları kaldırılarak insan onuruna uygun yaşam koşulları sağlanmalı,

-İnfaz ve mahpus verileri düzenli ve erişilebilir biçimde kamuoyuyla paylaşılmalı, böylece toplumsal denetim ve uluslararası yükümlülükler yerine getirilmelidir."

"Bu adımlar yalnızca AİHM kararlarının gereği değil, aynı zamanda Türkiye'nin hukuk devleti olma iddiasının da sınavıdır" diyen Vargün, " 'Umut hakkı', cezanın insani ölçüsünü koruyan, hukukun vicdanını temsil eden bir ilkedir. Onu ortadan kaldıran bir sistem, bireyin insan olma özelliğini inkar eder; toplum da adaletin yerine çaresizliği koyar. Sonuç olarak bu rapor, 'umut hakkını' yalnızca bir hukuk terimi olarak değil, insanlığın ve demokrasinin devamı için vazgeçilmez bir ilke olarak savunmaktadır. Umudu yasaklayan bir rejim, insan onurunu da yasaklar. Bu nedenle, umut hakkını güvence altına almak, hem insan onurunu hem de Türkiye'nin demokratik geleceğini korumanın ön koşuludur" dedi.

İHD İstanbul Şube Yöneticisi Hasan Yaviç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan tutsakların diğer tutsaklara göre daha zor bir yaşam sürdüklerine dikkat çekerek, "Umut hakkı"nın politik olarak değil, bir hak olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve Türkiye'nin adım atması gerektiğini vurguladı.

ÖHD İstanbul Şubesi Eşbaşkanı Ayşe Özdemir de "umut hakkı"nın uygulanmasının önemli olduğunu belirtti.