26 Haziran 2022 Pazar

Tecrit konferansında İmralı tecridine son verilsin çağrısı

ÖHD, TOHAV ve İHD tarafından düzenlenen tecrit gündemli konferansta konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, İmralı müzakerelerinin çözümün mümkün olduğunu gösterdiğini söyledi. Kürt sorunundaki çözümsüzlük politikasının derinlenmesiyle tecridin de ağırlaştığını söyleyen Sancar, "Bu döngüden çıkabilmek için savaşa karşı açık bir tutum, geniş bir savaş karşıtı toplumsal hareket ve barış için siyasal mutabakat arayışını hızlandırmak zorundayız" dedi.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Toplum Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul'da "Tecrit siyasetine karşı barış hakkı" konulu konferans düzenliyor. Konferansa Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüleri Esengül Demir ve Cengiz Çiçek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, milletvekilleri, ÖHD Eş Genel Başkanı İlknur Alcan, Sinn Fein temsilcisi, Nelson Mandela'nın avukatı Siraj Desai, SKM Genel Sözcüsü Çiçek Otlu, SODAP Sözcüsü Sevtap Akdağ, İHD Eş Genel Başkanları Eren Keskin ve Öztürk Türkdoğan, 78'liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, Asrın Hukuk Bürosu avukatları, Demokrasi İçin Birlik (DİB) Platformu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), hukukçular, gazeteci, yazar ve siyasetçiler katıldı.

SANCAR: İMRALI MÜZAKERELERİ ÇÖZÜMÜN MÜMKÜN OLDUĞUNU GÖSTERDİ
Konferansın açış konuşmasını yapan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, Kürt sorununun uzun yıllardır inkar edilmesinin çözümü imkansız hale getirdiğini söyledi. Sorunu çözmek için diyalog, müzakere ve siyasetin esas alınması gerektiğini belirten Sancar, soruna askeri yöntemlerle yaklaşılmasının toplumda yarattığı ağır tahribatlara işaret etti. Sri Lanka örneğini veren Sancar, 2009 yılında çok büyük bir askeri operasyonla on binlerce insanın katledildiğini, 60 bine yakın insanın akıbetinin belirsiz olduğunu hatırlattı. Sri Lanka'da sadece Tamillere değil çoğunluğun dışında kalan Müslüman ve Hristiyanlara da aynı asimilasyoncu ve tasfiyeci politikalar uygulandığını belirten Sancar, "Buna literatürde çatışma tuzağı diyoruz. Yani çatışmanın askeri yöntemle, sorunun güvenlikçi anlayışla çözülebileceğine yönelik inancın yarattığı tuzak kastedilmektedir" diye konuştu.

Türkiye'de 2009-2011 ve 2013-2015 sürecinde yaşananları hatırlatan Sancar, bu iki sürecin çözüm bakımından önemli tecrübeler olduğunu kaydetti. İki sürecinde başarıyla sonuçlanmadığını belirten Sancar, "Bu süreçlerde merkezi İmralı olan müzakere pratiğinin, bugün siyasal ve toplumsal hafızada çözümün mümkün olduğu fikrini canlı tutan önemli bir etkisi vardır. İmralı'da görüşmelerin devam ettiği her iki döneme baktığımızda ortaya çıkan tablo esas olarak şudur: Kürt sorununa demokratik çözüm umudu yükselmiş, çatışmalar durmuş ya da durma noktasına gelmiş, toplumsal ve siyasal atmosferde çoğulcu diyalog ve demokratik tartışma alabildiğine genişlemiştir. Yani ölümlerin neredeyse yaşanmadığı, sorunun o güne kadar yasak alanı içinde tutulan boyutlarının tartışıldığı bir dönem yaşandı" dedi.

Çözümsüzlük politikaları derinleştikçe İmralı Hapishanesi'ndeki tecridin ağırlaştığına işaret eden Sancar, 2013-2015 sürecinin 5 Nisan 2015'de sona erdiğini, HDP heyetinin Öcalan ile en son bu tarihte görüştüğünü söyledi. Barış ve demokratik çözümün konuşulmasının zorlaştığı bir ortamda, esas olarak yapılması gerekenin daha yüksek sesle demokratik çözümü savunmak olduğunu kaydeden Sancar, "Müzakere-diyalog yöntemini sürekli öne çıkarmaktır. Ne yazık ki bu konuda 2015 sonrası Türkiye'de yaşadığımız tablo toplumsal hareket anlamında savaş karşıtı ve barış taraftarı kitlesel bir gücün ortaya çıkmadığı yönündedir. Bu bizim en çok üzerinde durmamız gereken konulardan biridir. Barış talebini, müzakere yöntemini görünür bir şekilde toplumsallaştıran bir yöntemi ve çalışmayı neden etkili bir şekilde hayata geçiremediğimiz sorusuna hepimizin samimi cevap arama yükümlülüğü vardır. Bu cevabı ararken çalışmalara devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

İktidarın sınır ötesi operasyon adı altında başlattığı işgalci saldırılara da değinen Sancar, iktidarın kan, talan ve yalan üzerine toplumu ve siyaseti dizayn etmeye çalıştığını belirterek, "Eğer bu sistemi değiştirmek istiyorsak şimdi sınır ötesi operasyonlar adı altında yaygınlaştırmak istenen savaş politikalarına karşı açık bir tutum sergilemek zorundayız. Çatışma tuzağının yaratabileceği en fatal sonuçlardan biri bu politikalara kayıtsız kalmak veya destek vermektir" diye ekledi.

"Mücadele varsa umut var, kararlılık varsa çözüm de mutlaka olacaktır" diyen Sancar sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu döngüden çıkabilmek için savaşa karşı açık bir tutum, geniş bir savaş karşıtı toplumsal hareket ve barış için siyasal mutabakat arayışını hızlandırmak zorundayız. Tecrit politikaları bunun içindedir. Kimse tecrit politikalarına karşı çıkışı başka yere koyup tecrit etmesin. Tecride karşı çıkışı tecrit etme anlayışını da ancak bu yaklaşımla kırabiliriz.

"İmralı'da uygulanan ağır tecrit, ağır bir insan hakkı ihlalidir. Tecride karşı çıkış da aynı şekilde Kürt sorununa demokratik çözüm ve Türkiye'de adalet ve barış için yürütülen mücadelenin önemli bir alanıdır. Bunları birbirinden koparmak tecrit tuzağına siyasal olarak düşmek demektir. O yüzden İmralı'da uygulanan bu ağır tecride karşı, hukuksal ve siyasal açılardan itirazları daha kapsamlı, yaygın ve ortak hale getirmek gerekiyor."

MANDELA'NIN AVUKATI: ÖCALAN ÜZERİNDEKİ TECRİT KABUL EDİLEMEZ
Konferansın "Tecrit, Hukuk ve Politika" başlıklı birinci oturumunda konuşan Nelson Mandela'nın avukatı Siraj Desai, Mandela ve Afrika Ulusal Kongresi (ANC) deneyimini aktardı. Desai, Öcalan'ın avukatları ve ailesiyle görüştürülmemesinin insan hakkı ihlali olduğunu belirtip, tecridin kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Afrika Ulusal Kongresi'nin (ANC) farklı kesimler tarafından "terörist" olarak nitelendirdiğini belirten Desai, uluslararası kampanyaya ek olarak, silahlı bir mücadele yürütüldüğü bilgisini verdi. Silahlı mücadelenin başarıya ulaşılmasında birçok katkısı olduğunu vurgulayan Desai, Mandela ve arkadaşlarının yargılandıkları mahkemeleri de bir mücadele alanı olarak gördüklerini, uluslararası boyutlarda kampanyalar da yürüttüklerini söyledi.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Mandela'nın hapishane koşullarına ilişkin bilgi veren Desai, 6 ayda bir avukat ve aile ziyaretleri gerçekleştirildiği söyledi. Desai, "Müvekkillerimize erişimimiz vardı. Ne kadar kötü koşullarda olursa olsunlar gidip görebiliyorduk. Sizin Öcalan ile uzunca bir süredir temasınızın olmadığını duyduğumda müthiş bir öfke duydum. Uluslararası hukuk bunu kabul etmez. Uluslararası hukuk hem dava sürecinde hem de ceza aldığınız süreçte size erişim hakkı tanır. Ceza alındı diye avukata ve ailenize erişiminizin engelleneceği anlamına gelmez. Açık görüşlerin olması gerekiyor. Bu durumda en kaygı verici durum bu olsa gerek. Bu durum dünya kamuoyunda da kaygı uyandırmalı. Bir insanın tecrit altında tutulmasını kesinlikle kabul etmiyoruz" diye konuştu.

Öcalan'ın ailesi ve avukatlarıyla görüşmesinin pazarlık konusu yapılamayacağını vurgulayan Desai, uluslararası hukuktan bahseden emperyalist ülkelerin bahsettikleri hukuk sistemini en çok ihlal edenler olduğunu söyledi. "Müebbet hapis cezası alan insanlar sonsuza kadar cezaevinde kalamaz" diyen Desai, "Nelson Mandela bile apartheid rejimine rağmen 20 yıl sonra cezaevinden tahliye oldu. Dünyanın birçok yerinde müebbet hapis cezası alan insanlar aşağı yukarı 20 yıl kalıyor cezaevinde. Öcalan'ın tahliyesi için ise siyasi bir karar gerekiyor. Tahliyenin barışa ve topluma katkısı olmalı" diye belirtti.

KESKİN: TECRİT MUHALİFİN SÖZ HAKKINI ORTADAN KALDIRMAKTIR
Aynı oturumda söz alan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, tecridin sadece hapishanelerle tanımlanamayacağını söyledi, "Tecrit, aslında muhalifin söz hakkını ortadan kaldırmaktır. Aslında hepimiz tecrit altındayız" dedi.

İktidarın SADAT ilişkisi ile Mustafa Kemal'in Topal Osman ilişkisinin aynı olduğunu vurgulayan Keskin, "Her zaman bu tür paramiliter yapılar vardı. Resmi ideolojinin kırmızı çizgilerine hapsedilmiş bir muhalefet ve sadece Tayyip Erdoğan'a yapılan bir muhalefet olarak değerlendirirsek çok yanlış yapılır" diye belirtti.

AKP-CHP'NİN 'KARDEŞ KAVGASI'
Kemalistler ile islamcıların kavgalarının gerçek bir kavga olmadığını, sadece kardeş kavgası olduğunu söyleyen Keskin sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunlar, Kürdistan söz konusu olduğunda yan yanalar. Ermeni, Dersim soykırımında yan yanalar. O nedenle onların kavgaları arasında sıkıştırılmış bir toplumuz biz. Eğer bugün Kılıçdaroğlu kalkıp yanlışlar yaptık diyorsa, işte ona bunu dedirten de Kürt siyasetidir. Kadın kurtuluş hareketi ve LGBTİ'ler sayesindedir. Gerçek muhalifler bunlardır. Diğer bütün kesimler sahte bir kavga sürdürüyorlar."

İmralı'da kendi hukuk sistemlerine aykırı sistem kurduklarını, yetkili olması gereken savcının yetkisi olmadığını belirten Keskin, "İmralı'nın kendisi Özel Harp Dairesi'ne bağlı bir yapıdır" diye ekledi.

YÜREKLİ: TECRİT BÜYÜK BİR İŞKENCEDİR
Ardından "Uluslararası Hukukta Tecrit ve İncommunicado (Mutlak İletişimsizlik) Hali" başlığında Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Cengiz Yürekli söz aldı. Yürekli, tecridin çok ciddi psikolojik zararları olduğu ve büyük bir cezalandırma yöntemi olduğunu belirterek, Öcalan üzerinde sürdürülen tecridin bugün mutlak iletişimsizlik hali olan "İncommuicado"ya denk geldiğini söyledi. CPT'ye İmralı'ya gitme çağrısında bulunan Yürekli, "Ama CPT hiçbir şekilde buraya gelmiyor, 14 aydır haber almamamıza rağmen. CPT başından bu yana böyle değildi. Çünkü bugüne kadar 8 defa İmralı'ya gitti. Bu ziyaretlerinin ilki 1999'daydı" bilgisini verdi.

AİHM'in tecridi meşrulaştıran kararına da tepki gösteren Yürekli, Öcalan'ın avukatları olarak 10 yıldır doğru dürüst bir avukat ve aile görüşü gerçekleştiremediklerini aktardı.

ERGÜL: UMUT HAKKI TANINMIYOR
ÖHD Genel Sekreteri Rengin Ergül de, konferansın ikinci oturumu olan "Ceza İnfaz Siyaseti ve İnfaz Hakkı" başlığında söz aldı. "Umut hakkı"nın Türkiye'de tanınmadığını dile getiren Ergül, ölünceye kadar cezaevinde kalma cezasının Öcalan ile birlikte uygulamaya konulduğunu dile getirdi. Ergül, bu durumu "hukukun sıfır noktası" olarak nitelendirdi. Öcalan ve Kürt halkı nezdinde bir "yok etme" iradesinin devrede olduğunu belirten Ergül, "Hukukun bu sıfır noktasının, Sayın Öcalan, Kürt halkı ve toplumsal muhalefet nezdinde istisna olarak uygulandığını gördük. Kürt halkına ve Sayın Öcalan'a düşman ceza hukuku uygulanıyor. Sayın Öcalan koşullu salıverilme ve aftan yararlanmasın diye idam cezası ölünceye kadar cezaevinde kalmaya çevrildi" dedi. Ergül, umut hakkı için kamuoyunun tecride karşı mücadele etmesinin önemine işaret etti.

Aynı konu başlığında İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da söz alarak, TCK'daki ayrımcılığa dikkat çekti.