29 Eylül 2022 Perşembe

Sözle eylemi buluşturmak

HDP'nin de içinde olduğu TİP, EMEP, EHP, SMF, TÖP ve Halkevleri'nin 'Demokrasi İttifakı' iddiası anlamlıdır. "Bu cinayet, talan ve soygun düzenini birlikte durdurmak ve değiştirmek" masa başından iyi niyet beyanlarıyla değil, seçim eksenli hareket tarzıyla değil, saray rejimine karşı antifaşist devrimci demokratik mücadelenin sokakta birlikte örgütlenmesinden geçer. Ne yazık ki ittifak görüşmelerinin başladığı zamandan bu yana değişik niyet beyanlarına rağmen beklenen düzeyde bir pratik geliştirilebilmiş değil. Ezilenler bakımından ittifaklar, birlikler ancak ve ancak emekçilerin sorun, talep ve özlemleri etrafında geliştirilecek pratik eylemle kazanılabilir.

Güney Kürdistan ve Rojava'ya dönük sömürgeci işgalci saldırılar tüm hızıyla devam ediyor. Zap'ta gerillanın görkemli direnişi, işgalci Türk ordusuna önemli kayıplar verdirtiyor. HPG BİM Sözcüsü Serdar Yektaş katıldığı televizyon programında isim isim açıklayarak ellerinde bulunan asker cenazelerinin bilgisini paylaştı. Sömürgeci Türk devletinin kayıplarını gizlemesi gerçekler karşısında tuzla buz oluyor. Ne Saray rejiminin bakanlarından ve havuz medyasından, ne de burjuva muhalefetten, destekçisi basından herhangi bir ses yok. Kayıpları karşısında burjuva bloğun yekpare biçimde ölü taklidi yapması klasik bir devlet refleksi. Keza Zaxo'da Perex köyündeki sivillere yönelik Türk devletinin katliam saldırısı karşısında da benzer refleks sergilendi. CHP ve Millet İttifakı'ndan kimse ağzını açmadı.

Qamişlo, Amûdê ve Tirbespiyê'ye dönük daha özel olmak üzere Rojava-Kuzey ve Doğu Suriye'nin değişik yerleşim yerlerine dönük SİHA ve top atışlı saldırılar faşist şef Erdoğan'ın yakın zamanlarda yaptığı işgal açıklamalarından sonra hız kazanmış durumda. Bütün girişimlerine rağmen emperyalistlerden henüz olur alamayan Türk devleti, suikastlar ve sivil halka dönük saldırılarla adeta fiili bir işgal saldırısı sürdürüyor. Kuzey ve Doğu Suriye halkları tüm bu işgalci saldırılara ve işgal tehditlerine karşı sokakta protestolar örgütlüyor, devrimin kazanımlarını can pahasına savunacaklarına dönük iradelerini eylemli biçimde ortaya koyuyor. Hava sahasının Türk devletine kapatılması talebini de yükseltiyorlar. Saray rejiminin işgal ve olası bir zaferle şovenizmi körükleyerek bir seçim stratejisi oluşturma çabası şimdiye kadar istediği sonucu yaratabilmiş değil.

Diğer yandan attığı değişik türden adımlarla büyüyen işsizlik, yoksulluk ve hayat pahalılığını kontrol altında tutarak bu basıncı seçim sürecinde minimize etmeye çalışıyor. Seçimleri kazanmanın ve kitleleri etrafında tutma stratejisinin bir diğer kritik sacayağı bu.

Fakat nafile. Açlık ve yoksulluk büyüyor. Emekçiler evlerinden çıkartılıyor, evler uçuk fiyatlarla kiraya çıkartılıyor. Yoksullar gerçek bir barınma sorunuyla karşı karşıya. Döviz kurunun yükselişi durdurulamıyor. Ekonomide atılan hiçbir adım büyüyen krize çare olmuyor ve işçi ve emekçi kitlelerin AKP'den kopuşunun önüne geçemiyor. 

Ocak-Şubat ayındaki direnişlerin çapında olmasa da, son dönemlerde ETF Tekstil'de, Sunny-Atmaca Bilgisayar'da, Salcomp Xiaomi'de, Amazon'da,Yemeksepeti'nde, Standart Profil'de, Conta Elastik'te, Sao Paulo gemisine karşı yürütülen mücadelede İzmir, İstanbul vb. belediyelerde, inşaat ve daha sayamadığımız birçok sektörde irili ufaklı çok sayıda direniş gerçekleşti. Bu direnişlerin bir kısmı ise halen sürüyor. Yeni bir işçi dalgasının rüzgarı esiyor. Hayat pahalılığına, yoksulluğa karşı direnişler geliştikçe saray rejiminin tabanı da giderek daha fazla daralıyor. İşçi sınıfında ve emekçi kitlelerde mücadele istek ve eğilimi giderek artıyor. Ortaya saçılan yolsuzluklar, kara para aklamalar, şatafat ve lüks içinde yaşamlar da emekçilerde ezen ezilen, yoksul zengin çelişkisinin derinleşmesini pekiştiriyor. "Yoksulluğun tarihe gömüldüğü bir Türkiye inşa edeceğiz" diyen Kılıçdaroğlu'nun partisi CHP daha şimdiden kazandığı belediyelerde işçi kıyımları yapıyor. Bugünkü pratiğiyle olası kazandığı bir seçimde nasıl bir yoldan yürüyeceğini de gösteriyor.

Alevi halkımızın ibadethanelerine ve temsilcilerine dönük saldırılar da artmış durumda. Son dört beş yıllık ağır faşist saldırı dalgası ve pandemi sürecinin etkileri altında gerileyen demokratik Alevi hareketi tekrar canlanmaya yüz tutunca birçok yerden saldırılar gerçekleşmeye başladı. Saray rejimi Alevi halkımızın inanç özgürlüğü mücadelesinin gelişmesini ve Alevilerin seçim sürecinde faşist rejime karşı saflaşmasını istemiyor. Değişik kontrgerilla yöntemleriyle bunu durdurmaya, Alevi-Sünni çelişkisini canlı tutarak kitle konsolidasyonu da yaratmaya çalışıyor. Fakat Alevi halkımız daha ilk saldırılardan itibaren sokak protestolarıyla antifaşist tavrını ortaya koydu. Yürünecek yolu gösterdi.

Tüm bu tabloya şüphesiz saray faşizminin kadınlara, LGBTİ+'lara, doğanın talanına dönük politikaları ve bunların karşısında kadın özgürlük mücadelesinin, LGBTİ+ ve ekoloji hareketinin yürüttüğü mücadelenin değişik verilerini de eklemekte fayda var.

Yukarıda özet biçimde resmini çekmeye çalıştığımız siyasal tablo bize ne söylüyor? Bir yandan tabanı giderek daralan ve cumhur ittifakında simgeleşen faşist saray rejiminin çözülmeyi durdurmak ve seçimleri kazanma eksenli stratejisi, diğer yandan ise burjuva değişimi adı altında hareket eden millet ittifakının işçi sınıfı ve emekçileri burjuva iktidarları için kendilerine yedeklemeye çalışma ve seçimleri kazanma stratejisi. Buralarda flu olan bir durum yok, her şey çok net. Zira burjuvazi burjuvaziliğini yapıyor.

Esas soru şu; bu tablo işçi sınıfı ve emekçilerin temsilcileri olduğunu söyleyen emekçi soldan değişik parti ve örgütlere ne söylüyor? Onlardan nasıl bir pratik istiyor?

Tam da burada içinde HDP'nin de içinde olduğu TİP, EMEP, EHP, SMF, TÖP ve Halkevleri'nin; "Bu cinayet, talan ve soygun düzenini birlikte durdurmak ve değiştirmek için ortak mücadele programını hayata geçirmek tarihsel sorumluluğumuzdur" sözleriyle ilan edilen 'Demokrasi İttifakı'nın iddiası anlamlıdır. Zira HDP'yi de içerecek biçimde antifaşist demokratik cephenin genişlemesi dönemin önemli ihtiyaçlarındandır. Kitlelerin iki burjuva klikten birine mahkum olmamaları ancak işçi sınıfı ve ezilenlerin üçüncü seçeneğinin kitleler içinde geliştirilmesine ve örgütlenmesine bağlıdır. Dönemin bu hayati görevi, öncülük iddiası olan emekçi soldan hiçbir parti ve örgütün sorumluluğundan kaçınamayacağı bir görevdir. Aksi, böylesi bir anda işçi ve emekçilere karşı ağır bir tarihsel hata olur.

Lakin ilan edilen bu ittifak bakımından şunları da söylememiz gerekir. "Bu cinayet, talan ve soygun düzenini birlikte durdurmak ve değiştirmek" masa başından iyi niyet beyanlarıyla değil, seçim eksenli hareket tarzıyla değil, saray rejimine karşı antifaşist devrimci demokratik mücadelenin sokakta birlikte örgütlenmesinden geçer. Ne yazık ki ittifak görüşmelerinin başladığı zamandan bu yana değişik niyet beyanlarına, 'seçim ittifakı değiliz' açıklamalarına rağmen beklenen düzeyde bir pratik geliştirilebilmiş değil. Gerek işçi sınıfının değişik direnişleriyle ilişkilenişte, hapishanelerdeki saldırılar ve hasta tutsakların özgürlüğü talepli mücadelede gerek Alevi halkımıza dönük saldırılara karşı geliştirilecek mücadelede gerekse de Kürt halkımıza dönük işgalci sömürgeci savaşa karşı anlamlı ortak bir eylemlilik geliştirilemedi. Bunun son örneğini HDP'nin "Çözüm Biziz, Savaşa ve Sömürüye Hayır" mitingine "Demokrasi İttifakı" bileşenlerinin anlamlı bir katılımlarının olmaması oldu. Oysa böylesi bir siyasi konjonktürde HDP'nin "Çözüm Biziz" mitingi önemli bir irade beyanıydı.

Eğer ki "bu cinayet, talan ve soygun düzenini durdurmak" istiyorsak, eğer ki ezilenlerin üçüncü cephesini geliştirmek istiyorsak işçi sınıfı ve ezilenlerin değişik türden gündemlerine eylemli bir pratik hattan yanıtlar üretmek, o taleplerin tutarlı bir savunucusu olmak iki burjuva kliğin karşısına çıkmanın ve kitleleri kazanmanın en önemli ayırt edici yanı olacaktır. Kitleleri kazanmanın başka bir yolu yoktur. Ezilenler bakımından ittifaklar, birlikler ancak ve ancak emekçilerin sorun, talep ve özlemleri etrafında geliştirilecek pratik eylemle kazanılabilir. Yoksa iyi niyetlerin ötesine geçmek mümkün değil. Bir süre sonra kurulan birlik veya ittifak lafzi kalır, sözler çürür. İttifak kendisini eylemli olarak ortaya koyamadığı, kitlelerin taleplerine yanıt veremediği her durumda hayatta karşılık bulma, emekçilere ve ezilenlere alternatif seçenek olma şansını da yitirir.

Önümüzde 1 Eylül var. 1 Eylül, Ortadoğu ve Ukrayna'daki emperyalist savaşlara ve Kürt halkımızın sömürgeci işgalciliğe karşı taleplerini yükselteceği önemli bir mücadele günü. Bu mücadele anında halklarımızın taleplerini sokakta birlikte yükseltmek günün önemli politik görevidir. Bu önemli politik görevi hakkıyla yerine getirmek, sözlerin eylemle buluşmasını güvenceleyecektir.

Che'nin dediği gibi, işçi sınıfı ve ezilenler ile onların öncüleri olma iddiası olanlar bakımından "en iyi söz eylemin kendisidir"!

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 12 Ağustos tarihli 75. sayı başyazısı.