3 Mart 2026 Salı

SÖYLEŞİ / Figen Yüksekdağ: Doğru yolda yürüyenler menzile varır* - Gülcan Dereli

Türkiye ve Kürdistan Özgür Basını her daim baskı, yasak ve nitelik kaybıyla birlikte yol almasına rağmen toplum için hakikate giden yolun başını hiçbir zaman bırakmadı. ETHA da bu Özgür Basın bileşenlerindendir. Eğer yolunuz doğruysa, her koşulda o yolu tutanlar, menziline varanlar olur.

Söyleşiye geçmeden önce kısa bir hatırlatma. Yıl 1994, Özgür Ülke gazetesi bombalandığında Atılım geleneği ve sosyalist basın yayın organları bürolarını Özgür Basın'a açtı. Böylece gazete bombalamadan bir gün sonra bile müthiş bir dayanışma ve tarihi bir manşetle yayınına devam etti.

Yıl 2016. Özgür Gündem gazetesi polis ordusuyla basıldı. Gazetenin çalışanları işkence edilerek gözaltına alındı. Gazetenin binası işgal edildi. Dışarıda olan Özgür Basın emekçileri ve sosyalist basın emekçileri bir kez daha Atılım'ın bürosunda bir gün sonrasının gazetesini hazırladı.

Yıl 2026. Bu kez de 3 Şubat'ta ESP'li siyasetçilere yönelik operasyon kapsamında Atılım gazetesi ve Etkin Haber Ajansı (ETHA) bürosu basıldı. Gazeteci arkadaşlarımız Nadiye Gürbüz, Pınar Gayıp, Elif Bayburt ve Müslüm Koyun 5 Şubat'ta tutuklandı. Böylece dayanışma sırası bu kez de Özgür Basın'a düştü.

Bu kısa hatırlatma da gösteriyor ki Özgür Basın'ın hiçbir bileşeni ne susar ne de hakikatin kalemini düşürür. Biz de bu çerçevede Atılım, ETHA ve gazeteci arkadaşlarımızla dayanışma amacıyla bu söyleşiyi gerçekleştirdik.

HDP'nin Eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ile sosyalist siyasetçi ve gazeteci arkadaşlarımıza yapılan operasyonu, arka planında yatan nedenleri, Rojava'daki gelişmeleri ve dayanışmanın gücünü konuştuk. 

Sosyalistler neden hedefte? Özellikle ESP'nin hedef alınmasının arka planında nasıl bir politika yatıyor?
Sosyalist hareketin dinamik bir bileşeni olarak ESP, çok uzun yıllar öncesine dayanan siyasi saldırı silsilesi içerisinde varlığını ve iradesini geliştirmeye çalıştı. Bu kapsamlı siyasi operasyonlar karşısında mücadele vermek bir taraftan ESP'yi dirençli ve dayanıklı hale getirdi. Diğer taraftan da hayat toplumsal politik görevlere uyum bakımından çok zorlu yollardan geçmesine neden oldu. Son yıllarda ideolojik ve siyasi saldırıların, operasyonların çok sık ve şiddetli bir boyuta ulaştığını, politik ve örgütsel tasfiyeyi amaçladığını görüyoruz. Elbette bu bütün bir topluma dayatılan baskı ve şiddet sisteminden, polis, yargı operasyonlarıyla iktidardan hoşnutsuz kitleleri zorla yönetme siyasetinden bağımsız değil. İktidar bütün muhalefet dinamiklerini bastırıp tepedeki sopalı mevcudiyetini korumak için halklarımızın, toplumsal mücadelenin öncü bölüklerini devre dışı bırakmak, etkisizleştirmek istiyor. ESP'ye ve kadın, gençlik, işçi, basın, sanat ve ekoloji hareketlerinden sosyalistlerin bu düzeydi hedef alınması başka türlü okunamaz. 

ESP, Türkiye ve Kürdistan politik gerçekliğinde geleneksel ve güncel olarak önemli bir ana damarı temsil ediyor. Bu temsiliyet hiçbir zaman kuru ve toplumsal, devrimci, demokratik görevlerin politik icrasından bağımsız olmamıştır. Bir sosyalist özne olarak, sosyalist çizginin gerektirdiği kavrayış ve pratiği her kritik anda, konuda ortaya koyma refleksi ESP'nin ayırıcı özelliğidir. Misyonunu retoriğe indirgemeyen, genel geçer tarza havale etmeyen ve yaşamsal görevler karşısında kendinde ne varsa ortaya koyan bir çizgiye dayanır.  Bugün saydığım nedenler ve özelliklerin hepsi sosyalist öncü dinamiği tanımlar ve siyasi iktidar bakımından bu öncü fonksiyon hiç hoş karşılanmıyor. Çünkü halklarımızın, kadınların, gençlerin, demokratik ve politik özgürlükler talepli mücadelesi geçtiği zorlu virajlara ve yer yer duraksamalara rağmen bastırılamıyor. Ve bu gerçeklik içerisinde dinamik ve sosyalist bir etki mücadeleye sıçramalı bir düzey kazandırabilir. Böylesi bir potansiyel ve olasılığa saldırıyor iktidar. 

Kürtler ile Türkiyeli sosyalist güçlerin ortaklaşması mı rahatsız ediyor? 
Kürt Özgürlük Hareketi ile Türkiyeli sosyalist güçlerin mücadelesini egemen güçler daima birbirinden ayrı tutmak istedi. Bu yönlü basınç ve yönlendirmelerin sonuç verdiği dönemler oldu ama toplum açısından hiç de hayırlı dönemler değildi. En bilinen örneği 80 faşist darbesidir ve onun ayrıştırıcı, bölücü etkilerini ortadan kaldırmak için onlarca yıllık bir mücadele gerekti. Hala da kat edilen onca mesafeye rağmen Fırat'ın batısı ve doğusu gerçeklik tanımı görünmeyen bir sınır olarak varlığını hissettiriyor. 

ESP ve aynı çizgideki sosyalistler tarihsel varlık tanımlarını batının ezilen halklarıyla ve Anadolu-Türkiye devrimci sosyalist birikimiyle Kürt halkının, kadınlarının devrimci demokratik dinamiğini birleştiren ve bu tarihsel ortaklaşmanın gücüne inanmak üzerine kurdu. Bu çizgi, stratejik bir ittifak ve tayin edici bazı anlardaki politik taktikler olarak önemli ve başarılı sonuçlar da verdi. Fakat siyasi iktidar uzun süredir doğrudan ya da dolaylı yöntemlerle kazanılmış bu düzeyi ortadan kaldırmak istiyor. 10 yıldan fazladır süren tasfiye programının kritik bir halkasıdır bu. ESP'ye dönük son yıllarda artan kesintisiz saldırı ve kitlesel tutuklama operasyonları örgütsel ve kadrosal olarak sosyalist bir özneyi felç edip, kazanılmış bir düzeyi bu yolla tasfiye etmeyi hedefliyor. 
İçinde bulunduğumuz dönem birçok açıdan mücadele ortaklaşmalarının, birleşik devrimci, demokratik ittifakların hem zorlandığı hem de ona dönük ihtiyacın arttığı bir dönemdir. ESP'nin böyle bir süreçte oynadığı ve oynayabileceği rol de hedef alınmıştır. Bilhassa Barış ve Demokratik Toplum sürecinde halkların iradesinin ve temel özne olarak taleplerinin öne çıkması mücadelesini daraltmak için sosyalistleri fiziksel olarak denklem dışı bırakmak istediler. 

Özgür Basın her daim hedefe konuluyor. Bu süreçte de Atılım gazetesi ve ETHA çalışanı gazeteci arkadaşlarımız tutuklandı. Özgür Basın bileşeni sosyalist gazeteciler neden hedefte?
Özellikle ETHA ile her düzeyde dayanışma içerisinde olan, basın özgürlüğü için nöbette olan Özgür Basın emekçilerini saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Aynı zamanda gönüllü muhabirlik, yazarlık yapan, teknik destek veren kurum ve bireyleri de örnek tutumlarından ötürü kutluyorum. Ne yazık ki ETHA ve Atılım gazetesine yönelik baskı ve tutuklama operasyonu ne ilk ne de sondur. Basın özgürlüğüne bu kadar kapsamlı saldırıların düzenlendiği koşullarda parça parça direnmenin çare olmadığı bir bütün olarak direniş cephesi yaratmanın önemi ortadadır. 

Günümüz koşullarında siyasi iktidar gücünü gerçeği kırmaktan, yalan ve komplo mekanizmasından, negatif algı yönetiminde devşiriyor. Hal böyle olunca en çok da gerçekten, özgür düşüncenin ifadesinden korkuyor ve rahatsız oluyor. En basit bir eleştirinin ya da bir yalanın, çarpıtmanın ifşasının basın yoluyla topluma aktarılmasına büyük bir şiddetle cevap verilmesi bu yüzdendir. Varlığı kaba zor aygıtları ve muhalefet mecralarını kapatmak üzerine kurmuş bir iktidar aydınlanmış bilinç, hakikatin bilgisine dolaysız ulaşma kanallarını istemez. Türkiye ve Kürdistan Özgür Basını her daim baskı, yasak ve nitelik kaybıyla birlikte yol almasına rağmen toplum için hakikate giden yolun başını hiçbir zaman bırakmadı. ETHA da bu Özgür Basın bileşenlerindendir. Bütün zorluklarını ve darbe alma yüzdesindeki yükselişi görerek yine de şunu söyleyebiliriz: Eğer yolunuz doğruysa, her koşulda o yolu tutanlar, menziline varanlar olur. 

Rojava'daki yaşanan son gelişmeleri nasıl okuyorsunuz, bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?
Rojava'da merkezi yönetimle varılan anlaşmaya rağmen Kürtlerin varlığına yönelik tehdit ve kuşatma sürüyor. Önemli olan gelinen bu noktada kazanımların savunulması, Kuzey Suriye halklarının işgal edilmiş alanlara dönüşünün sağlanarak kolektif haklarının güvence altına alınması için mücadeleyi ve dayanışmayı kesintisiz sürdürmektir. 

Ocak ayında Rojava ve SDG'ye karşı HTŞ'nin koçbaşı olarak kullanıldığı saldırı, tahribata, kısmi taktik gerilemelere ve 15 yılda oluşturulan halklar birliğinde Rakka ve Derazor özelinde bir kopmaya neden olmasına rağmen Rojava fikriyatı ve temel kazanımları korundu. Son derece dezavantajlı, neredeyse imkansız jeopolitik içerisinde bugün Suriye'nin yeniden kuruluşunda Kürt statüsü, halkların ve inançların demokratik temsili egemen güçler tarafından zorunlu olarak dikkate alınıyor, müzakere ya da yasal düzenleme konusu oluyor. Elbette Ortadoğu ve özelde Suriye coğrafyasının daha çok su kaldıracak bir gerçekliği olduğunu, halkımıza dayatılan asimetrik savaş siyasetinin başka evreleri olabileceğini de hesaba katmak gerekiyor. Savunma hattının güçlü tutulması bu açıdan çok önemli. Son saldırı harekâtından, Kürdistan'ın dört parçasında, Avrupa ve dünya ölçeğinde geliştirilen direniş ve dayanışma hareketi olmasaydı bugün farklı bir sonuç konuşurduk. Şüphesiz Sayın Öcalan'ın politik olarak durduğu yer, geliştirdiği müdahil tavır da belirleyici oldu. Şimdi hem riskleri göğüslemek hem de Rojava'daki politik halk iradesinin eksiksiz temsilini, tecellisini sağlayabilmek için Rojava'yı her düzeyde sahiplenmek kritik önemdedir. 
Şunu unutmamak gerekiyor: Rojava dünden bugüne uğradığı boyundan büyük saldırılara, ağır kayıplara ve sürekli tehdit altında yaşam savaşı vermesine rağmen insanlığın soylu ideallerini bağrında büyüten topraklardır. İşte tam da bu nedenle bölgedeki ve dünyadaki bütün Kürtleri birleştiriyor, birbirinden farklı insanları, coğrafyaları bir araya getiriyor. İçeriden bakıldığında uzun zamanda bu kadar farklı illerden, kesimlerden kitlenin sokağa çıktığı, ses verdiği, Rojava ile dayanışma konusunda ortaklaştığı bir süreç görmemiştim. Bu olumlu bir seviyedir ve mutlaka sürdürülmesi ve geliştirilmesi gerekir. 

Kürt halkına, sosyalist güçlere ve demokratik kamuoyuna bu dönemde ne mesaj göndermek istersiniz? Ne yapılmalı?
Özgürlük, adalet, demokrasi ve barış mücadelesinde birleşme aklının ve iradesinin üst seviyeye taşınması ihtiyacı çok açık. Siyasi iktidar yine kendi ajandasını merkeze alarak konumunu tahkim etmeye çalışıyor. 27 Şubat'ta Sayın Öcalan'ın çağrısıyla ortaya konulan ve demokratik kamuoyunca sahiplenilen Barış ve Demokratik Toplum iradesi terör parantezi içerisine hapsedilmek isteniyor. Bu yaklaşıma karşı güçlü ve birleşik bir politik hat örülmeli. Sürecin gereği olan somut talepler etrafında dinamik, yaygın, iç bütünlüğü kurulmuş kampanya düzeyinde bir harekete ihtiyaç var. İktidarın muhalefeti ayrıştırma, stratejik ittifakları dağıtma operasyonları ve manipülasyonları boşa çıkarılarak demokratik müşterekler aksı, belirleyen olma iddiası ve pratiği geliştirilmeli. Bu zorlu ve içeriden de dışarıdan da çok sayıda faktörün müdahalesiyle alternatif konumlanmaları baskılayan koşulların içinden sadece somut politik çizgi ve ahlaki hareketle çıkılabilir.

*Gazeteci Gülcan Dereli, ajansımız ETHA ve Atılım Gazetesi iledayanışma amacıyla Figen Yüksekdağ'la bu röportajı yaptı.