2 Mart 2024 Cumartesi

SKM Sözcüsü Otlu: Erkek evde 'reis', sokakta 'ahlak bekçisi' olarak atanıyor

CHP'nin başlattığı tartışmanın ardından AKP-MHP iktidarının gündeme getirdiği Anayasa değişikliğine ilişkin ETHA'ya konuşan SKM Genel Sözcüsü Çiçek Otlu, "İnançlar doğrultusunda giyinilmediği" söylemiyle askılı, şort, kısa etek giyen kadınlara şiddetin meşrulaştırılmak istendiğine dikkat çekti. "Erkek cinsini evde 'reis' olarak atarken, sokakta da ahlak bekçisi olarak atamaya çalışıyorlar" dedi. Otlu, "evlilik birliği kadın ve erkeğin evlenmesiyle kurulur" söylemiyle de LGBTİ+'ların varlıklarının inkar edildiğini, kadınların ev köleliğine ve sermaye egemenliğinin yeniden üretimine zorlandığını söyledi. Otlu, "Özgürlük ancak faşist erkek egemen rejimleri yıkarak olacaktır" dedi.

CHP'nin başlattığı başörtüsü tartışmasının ardından AKP-MHP iktidarı tarafından gündeme getirilen Anayasa değişikliğiyle LGBTİ+'ların varlıkları bir kez daha inkar ediliyor, nefret söylemleri artırılıyor, kadınların bedeni üzerinde hegemonya kurulmaya çalışılıyor.

Erkek egemen heteroseksist sistemin her iki burjuva bloku tarafından başlatılan bu tartışma, kadını aile içine hapsetme, başörtüsü tartışmasıyla kadınların yaşamlarına, giyimlerine, bedenlerine yönelik erkek cinsinin yeni saldırılarının yolunu açma çabası taşıyor.

Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Genel Sözcüsü Çiçek Otlu ile Anayasa tartışması üzerine konuştuk. Kadınların gönüllü olarak inançları doğrultusunda başörtüsü takmasıyla kimsenin bir sorunu olmadığına işaret eden Otlu, "evlilik birliği kadın ve erkeğin evlenmesiyle kurulur" yaklaşımına ilişkin, "Kapitalist sistemin kök hücresi aile. Bu sistemin devamını, soy üretimini sağlarken, ekonomik anlamda yeniden üretimini de sağlayan bir düzen aile. Burada sermaye egemenliğinin devamını amaçlıyorlar" değerlendirmesinde bulundu.

SKM Genel Sözcüsü Otlu'nun sorularımıza verdiği yanıtlar şunlar:

ERKEK EGEMENLİĞİNİ KURUMSALLAŞTIRMAK İSTİYORLAR

Millet İttifakı'nın desteğiyle AKP-MHP tarafından gündeme getirilen Anayasa değişikliğinin amacı nedir?
Herkes kendi yüzyılını tartışmaya başladı. 2023'te seçimlere giderken AKP-MHP kendi yüzyılını kurmak istiyor. Politik islamcı faşist rejimin unsurlarını hayata geçirmek, bunu kurumsallaştırmak istiyor. Millet İttifakı da kendi yüzyılını tartışıyor. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı diye koydu. Burjuva restorasyoncu anlayışla bu dönemi kazanmak ve kendi iktidarını yeniden yapılandırmak istiyor. Bunu da oy potansiyeli gördükleri, erkek egemenliğini kurumsallaştıracak alanlarda yapmaya çalışıyorlar.

AKP ve MHP'nin stratejisi, taktiği daha farklı işlerken CHP başörtüsü meselesini ortaya attı, "özgürlük getirilmesi" gerektiğini söyledi. Bunu yaparken AKP'nin eline koz vermiş oldu. AKP İstanbul Sözleşmesini bir gecede feshederek kadınları eve göndermeye, giyim kuşamına, özgürlüğüne, hayatlarına karışmaya ve LGBTİ+'lara yönelik nefret söylemlerini daha fazla artırmaya başladı.

24. maddeyle başörtüsü düzenlemesini yaparken "biz iktidardan gidersek başörtüsü takan kadınların eğitimde, işte, yaşamda hiçbir yaşam şansı olmayacak, o yüzden başörtüsünü yasallaştıralım" diye bir anlayışları var.

ERKEK EVDE 'REİS' SOKAKTA 'AHLAK BEKÇİSİ' OLARAK ATANIYOR

Peki başörtüsü düzenlemesiyle ne yapılmak isteniyor?
AKP iktidara geldiği andan itibaren bu çok tartışıldı. Özellikle gönüllü, inancından dolayı kapananlara yönelik hiç kimsenin bir itirazı olmadı. Kadınlar başörtüsüyle okula da, işe de gidebiliyorlar, sokakta da rahat rahat gezebiliyorlar.

Ama erkek egemen rejimin, AKP'nin bir devlet, rejim politikası olarak başörtüsü düzenlemesiyle yapmak istediği kadınların nasıl kapanacağına, nasıl giyineceğine karışma hakkıdır. "İnançlar doğrultusunda giyinilmediği" dediğinde erkek cinsine, eğer bir kadın askılı, şort, kısa etek giyiyorsa uygulanacak şiddet meşrudur diyor. Ve erkek cinsini evde "reis" olarak atarken, sokakta da "ahlak bekçisi" olarak atamaya çalışıyor. Ve kadınların kıyafetine, bedenine, nasıl yaşayacağına, giyineceğine karışmış oluyor. Bunun politikasını, şort giydiği için metroda bir kadın arkadaşımıza şiddet uygulanması, Gülşen'in kıyafetinin "ahlak sınırları" dışında denilerek teşhir edilmesi, şiddet görmesini kabul eden anlayışta gördük.

Kadınlar gönüllü olduğu sürece başörtüsü takabilir. İran'daki molla faşist rejimindeki gibi kadınlara zorla başörtüsü taktırmak kadınların isyanına sebep olacaktır. AKP rejiminin yapmaya çalıştığı şey de bu.

KADIN HAREKETİNİ BÖLME POLİTİKASI
Kadın hareketini bir türlü bölemiyor. Cins savaşında erkek egemenliğini kurumsallaştırmada epeyce zorlandı. Şimdi kadın hareketini iki tarzda bölmeye çalışıyor. Laikliği savunanlar savunmayanlar ya da başörtülüler başörtüsüzler şeklinde kadın hareketini ayrıştırma politikası izliyor. Aynı zamanda kendi tabanını konsolide etme çabası içinde. Hiranur Vakfı, Ensar Vakfı gibi cinsel istismarla anılan cemaatlerden oy alma peşinde. Onların oylarıyla iktidarını sağlamlaştırarak kadınların bedeni üzerinde hegemonya kurmaya, başörtüsü, boyun bağının nasıl olacağının politikasını belirleyen bir anlayışla hareket etmeye çalışıyor.

İNANÇ DOĞRULTUSUNDA GÖNÜLLÜ TAKILAN BAŞÖRTÜSÜNE İTİRAZIMIZ YOK

Sosyalist kadınların başörtüsü konusundaki yaklaşımı ne?
Başörtüsünü kadınlar inançları doğrultusunda ve gönüllü takıyorsa hiçbirimizin itirazı yok. İnanç özgürlüğünü kimsenin tartışmaya hakkı yoktur. Kadınlar nasıl giyindiklerinde rahat hissediyorsa öyle giyinmeli. Kısa etek, şort, askılı giyiyor diyerek ya da başörtülü başörtüsüz diyerek ayırmayız. Bunu AKP faşist rejimi yapıyor.

Biz bunu kadın cinayetleri davalarında da çok gördük. "Kadının gece o evde ne işi vardı", "Mini etek, askılı giymeseydi" diyerek kadınlara yönelik şiddeti, cinsel tacizi meşrulaştıran hatta cezasızlık politikası izlediler.

O yüzden biz, kadınların hangi kıyafetle kendini özgür, rahat hissediyorsa bu konuda özgür hareket etmesini meşru görüyoruz. Başörtülü başörtüsüz, şortlu uzun etekli, kapalı kapalı olmayan gibi bir tartışmamız yok. Kadın hareketinin, cins politikamızın öyle bir ayrışması olmaması gerekiyor. Ezilen cins olarak emek, beden ve kimlik üzerine bir siyaset yürütüyoruz.

KADINI ANNE, EŞ, ÇOCUK DOĞURMA MAKİNESİ OLARAK GÖRÜYORLAR

Anayasa düzenlemesindeki bir diğer madde de "evlilik birliği kadın ve erkeğin evlenmesiyle kurulur" diyor. Hem kadınları cendereye alan hem de LGBTİ+'ları hedef alan ve yok sayan bu düzenlemeye ilişkin neler söylemek istersin?
İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesi, 6284 sayılı kanunun uygulanmaması, nafaka hakkı, kadınların boşanma hakkının ellerinden alınması üzerine bir aile politikası belirlemiş durumda AKP rejimi. Bu düzenlemenin erkek cinsinin güçlendirilmesi ve korunması olarak görebiliriz. Kadının bütün hayatının aile üzerine kurulması, erkek "reis"in söylediği her şeyi yapması... AKP rejiminin, bir kadın anne ve babasının evinden hiçbir ara dönemi görmeden, üniversiteye gitmeden, çalışmadan, "koca evine" transfer edilmesi anlayışına sahip.

Kadınlar aile üzerine tartışmaya başladığında "aile reisi" kavramını tartışıyor. Bunun üzerine devletin kadınlar üzerindeki politikalarını tartışıyor, ev kölesi olmayı reddediyor. Erken yaşta evlilik, erken yaşta anne olmak, bir eşin çocuk doğurma makinesi olmak anlamına geliyor. Bu aile yasasıyla birincisi bunu yapmak istiyor.

AİLE KAPİTALİST EKONOMİNİN YENİDEN ÜRETİM ARACI
İkincisi kapitalist sistemin kök hücresi aile. Bu sistemin devamını, yeniden soy üretimini ve ekonomik anlamda yeniden üretimini de sağlayan bir düzen aile düzeni. Burada sermaye egemenliğinin devamını amaçlıyorlar. AKP bakımından LGBTİ+'ların ötekileştirilmesi, sapkın görülmesi, bu evliliklere-ilişkilere itiraz etmesi değil sadece, kapitalist sistemin, sermaye egemenliğinin korunması olarak da görüyor. Çünkü LGBTİ+ ilişkilerin çoğalması ya da gençler arasında evlilik yaşının yükselmesi ya da kadınların çocuk doğurmayı reddetmesi ucuz işgücünü yaratacak çocukların doğurulmaması anlamına geliyor. Bu nedenle de bir itirazı var.

SÖMÜRGECİ REJİMİN SAVAŞI YÜRÜTECEK ASKERLERE İHTİYACI VAR
Aynı zamanda AKP rejimi inkarcı, sömürgeci bir politika izliyor Kürdistan'da. Bu sömürgeci savaşı yürütecek askerlere de ihtiyacı var. Aile politikasını buralardan da kurduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle kadının boşanma hakkını elinden alıyor ya da zorlaştırıyor. Kadınlara nafaka hakkı tanımıyor. "Üç çocuk doğurursan sana çocuk maaşı veririm", "Üç çocuk doğurursan sana konut hakkı veririm", "Üç çocuğun olursa sosyal yardımdan faydalanabilirsin" diyerek aslında kadının tüm yaşamını aile üzerinden ipotek altına alıyor, kadınları rehin alıyor. Kadınları evde köleleştirmeyi amaçlıyor. Kadının evin dışında bir hayatı olmamasını, evde erkeğe, dışarıda da devlete itaat etmesini isteyen bir aile politikası izliyor.

AKP iktidara geldiğinde kurduğu Kadın ve Aile Bakanlığı tanımını, kadının adının hiçbir yerde olmaması gerektiğini düşünerek Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı diye değiştirdi. Kadınlara evde erkeğe ve çocuğa hizmet etmesi rolü belirlemiş durumda.

LGBTİ+'LARA YAŞAM HAKKI TANINMIYOR
LGBTİ+'ları sapkın görerek, ötekileştirerek nefret cinayetlerinin artmasına neden oldu. LGBTİ+'ların toplum dışı, hastalıklı kişilikler olduğunu söyleyerek, bunların öldürülmesi, toplum içerisinde yok edilmesi gerektiğini söylüyorlar. Aile mitingleri adı altındaki organizasyonlarla LGBTİ+'lara yönelik nefret söylemlerini yükselttiler. LGBTİ+'ların yaşam hakları, varoluş hakları ortadan kaldırılmak isteniyor. Bu mitinglerden sonra da LGBTİ+'lara yönelik nefret cinayetleri de artmış durumda.

KADIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN DİNAMİKLERİNİ TASFİYE ÇABASI
2023 yılında AKP-MHP faşist erkek egemen rejimi, aile politikası, başörtüsü yasasıyla kadınları köleleştirmeye, ev kölesi yapmaya, çocuk doğurma makinesi haline getirmeye çalışıyor. Hem kadının bedenini, emeğini, hem de LGBTİ+'lar üzerinden de kimlik mücadelesini tasfiye etmeye, teslim almaya çalışıyor. Bütün amaçları kadın özgürlük mücadelesinin dinamiklerini, militanlığını tasfiye etmek üzerine kurulmuş durumda. Sadece bu topraklardaki kadın erkek eşitliği mücadelesini tasfiye etmeyecek. Kadının eşit olmadığı koşullarda Kürt ulusunun eşitliğinin sağlanması, Alevi halkının taleplerinin sağlanması mümkün değildir.

Başörtüsü ve aile yasası Meclise geldiğinden beri CHP, İYİP hiçbir şey söylememiş durumda. Komisyon görüşmelerine dahil oluyorlar. Millet İttifakı'nın "İstanbul Sözleşmesinden yanayız. İktidara geldiğimizde İstanbul Sözleşmesine imza atacağız" sözlerinin gerçek olmadığı gözüküyor. Millet İttifakının son açıkladığı ortak mutabakat metninde de İstanbul Sözleşmesinin yeniden imzalanacağı söylenmiyor. Burjuva restorasyoncu Millet İttifakı ve faşist rejimin Cumhur İttifakına baktığımızda hiçbir şekilde kadınlara özgürlük tanımayacaklarını biliyoruz.

İran'da, Rojhilat'ta kadınların söylediği gibi "Jin, jiyan, azadî - Kadın, yaşam, özgürlük" sloganında karşılık bulan sözümüz gerçek bir söz. Özgürlüğün olmadığı yerde bir kadının, LGBTİ+'nın varoluş, yaşamsal hakkı olmadığı görülüyor.

FAŞİST ERKEK REJİMİ YIKARSAK ÖZGÜR OLABİLİRİZ
Özgürlük ancak faşist erkek egemen rejimleri yıkarak olacaktır. Onların toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı olmayan bütün söylemlerine karşı mücadele etmeliyiz. Millet İttifakı gibi ittifakları da kadın özgürlük hareketi olarak teşhir etmeliyiz. Cumhur İttifakı'nın da Millet İttifakı'nın da hedefi, bu faşist rejiminin, sermaye ve erkek egemenliğinin korunması üzerine kurulu olduğu için iki ittifaktan da kadın özgürlük hareketinin hiçbir beklentisi olmaması gerekiyor. Bunu en son yapılan yasa tartışmalarında da görmüş olduk.