29 Eylül 2022 Perşembe

Özsoy: CHP'li belediye çimentocu firmayla birlik oldu

Muğla'nın Menteşe ilçesi Bayır mahallesi ile Yatağan ilçesi Deştin mahallesi arasında çimento fabrikası yapılmasına karşı 30 yıldır mücadele eden köylülerin karşısında sadece uluslararası çimento karteli Titan yok. AKP-MHP iktidarı ve CHP'li belediye, halktan yana değil çimento karteli patronlarından yana tutum alıyor. Fabrikaya karşı yürüttükleri mücadeleyi anlatan Deştin Çevre Platformu Sözcüsü Özsoy, "Karşımızda kim olursa olsun sonuna kadar mücadele edeceğiz" diye vurguladı.

Muğla'nın Menteşe ilçesine bağlı Bayır mahallesi ile Yatağan'ın Deştin mahallesi arasında kurulan çimento fabrikasına karşı mücadele yürüten Deştin Çevre Platformu, fabrikanın doğaya ve insana verdiği zararlara işaret ediyor.

30 yıldır yaptıkları eylemlerle çimento fabrikasının kapatılmasını isteyen Deştin Çevre Platformu Sözcüsü Haluk Özsoy, Polen Ekoloji'ye konuştu. Çimento fabrikasının sadece ekolojik değil, ekonomik, yaşam tarzı ve kültürel yıkıma da yol açtığına işaret eden Özsoy, bölgede endemik türler olduğunu, iki büyük su kaynağı, arıcılar bakımından büyük önem taşıyan arı taşı denilen bölge olduğunu belirtti. Geçen yıl Muğla'da çıkan yangında köylülerin çabasıyla bu bölgenin kurtarıldığını hatırlatan Özsoy, etkilenecek bölgenin Muğla'nın merkez ilçesi Menteşe'nin oturum alanının 2,5 katı büyüklüğünde olduğunu kaydetti, toplam alanın 7 bin 751 dönümden oluştuğu bilgisini verdi.

'30 YILDIR MÜCADELE EDİYORUZ'
Bölgenin endemik türler olan ormanlık alandan oluştuğunu söyleyen Özsoy, 30 yıldır sürdürdükleri mücadele sürecinde yaşananları şu şekilde aktardı: "30 yıldır devam ediyor bu mücadele, farklı firma isimleri, hülleler, hileler, arkadan dolaşmalar. Biz işin tekrar hortladığını 2021 Aralık ortasında öğrendik. Mesele kapandı sanıyorduk çünkü köylüler ÇED raporuna ve imar planlarına karşı dava açıp iptal ettirmişlerdi. Meğer bizler bu davalarla uğraşırken firma hülle ile başka bir firmaya dönüşmüş, dava sürecinde sessiz sedasız başka bir ÇED raporu hazırlamış. Bu rapor kimselere duyurulmadan aynı bölge için onaylanmış; bizler kurtulduğumuzu düşünürken çetrefilli bir oyunla yeniden musallat olmuşlar başımıza. Aralık'ta inşaat ruhsatı istediler belediyeden, ancak o şekilde haberimiz oldu. Son süreç için ilk eylemimiz 25 Aralık 2021 tarihinde başladı, Menteşe Belediyesine yönelik olarak ruhsat vermemesi için basın açıklaması yaptık. Fakat Menteşe Belediyesi firmanın ÇED geçerlilik süresinin (7 yıl) dolmasına 2 gün kala ruhsatı imzaladı. ÇED raporuna ve verilen ruhsata karşı dava açtık. Fabrika alanında Bayır'da Yatağan'da Menteşe'de büyük eylemler yaptık; imza masaları açtık, 20 bin civarı imza topladık. 11 Nisan 2022 tarihinde fabrika yolu üzerinde çadır nöbeti başlattık, direnişimiz hala devam ediyor."

CHP'Lİ BELEDİYE PATRONDAN YANA TUTUM ALDI
CHP'li belediyenin çimento fabrikasına onay vermesinin ardından partinin milletvekili Ali Öztunç 27 Mayıs günü halkla toplantı yaparak, belediyenin ruhsatı 15 gün içinde iptal edeceği sözü verdi fakat bu söz tutulmadı.

CHP VERDİĞİ SÖZÜ TUTMADI
Özsoy, çok uluslu çimento karteli Titan ve yerli ortaklarının yaratacağı yıkıma AKP-MHP iktidarının yanı sıra CHP'nin de ortak olduğunu, belediye başkanı ve Kemal Kılıçdaroğlu yaptıkları görüşmelerde verilen sözlerin tutulmadığını şu şekilde anlattı: "Belediyede başkan ve ekibiyle birkaç kere görüştük, ruhsat iptal ya da devam eden inşaatı durdurma talebimizi defalarca ilettik fakat bir sonuç alamadık. ÇED raporuna karşı açtığımız davada mahkeme bilirkişi atama kararı almıştı; yani usulden esasa geçmiş davanın görülmesine karar vermişti. Bilirkişi geldiğinde kazanacağımızı biliyorduk. Biz ücretini yatırmış bilirkişi tarihini beklerken mahkeme kendi kararını bozdu ve davanın görülmemesine hükmetti. Sonrasında bir otobüs Ankara'ya gittik, CHP grup toplantısına katıldık. Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştük ve artık ruhsat iptalinden başka seçeneğimizin kalmadığını ilettik. Kılıçdaroğlu bizi çok iyi anladığını, Kayseri'de çimento fabrikasının büyük yıkımlara sebep olduğunu birebir gözlemlediğini anlattı. Konunun çözümüne dair söz verdi. Sonrasında CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç 27 Mayıs'ta Muğla'ya geldi ve bir toplantı yaptık. Toplantı sonunda herkesin önünde amasız fakatsız ruhsat iptalini gerçekleştireceklerini söyledi, sadece 15 gün süre vermemizi istedi. Bu sözün üzerinden 70 günü aşkın vakit geçti. O arada CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, Menteşe Belediyesi'ne bir ziyarette bulundu. Kendisiyle görüştük ve ruhsat iptal talebimizi yineledik. Torun da 15 gün süre istedi fakat ikinci 15 gün de dolalı 2 ay kadar oldu. Yaptığımız eylemler sonrasında geçen haftalarda direkt Kılıçdaroğlu'ndan Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş'e talimat gitti. Bu talimat ikinci kere yinelendi fakat yerel yönetim kendi partisinin genel merkezine, genel başkanına ve halkına karşı çimentocuların yanında ruhsatı iptal etmemek için direniyor, büyük bir mücadele veriyor. Kendisini 'Partiniz size camdan atla dese atlar mısınız' sözleriyle savunuyor."

Verilen sözler tutulmadığı gibi köylülerin kazandığı imar planı iptal davasının CHP'li belediye tarafından temyize götürüldüğünü söyleyen Özsoy, CHP'li belediyenin çimentocu firmanın çıkarlarını esas alarak köylülerin kazanılmış hakkını elinden aldığına dikkat çekti.

ZEYTİNLİKLER YOK OLACAK
Diğer pek çok projede olduğu gibi Deştin'deki çimento fabrikasında da insanların açlıkla tehdit edildiğini, ölümü gösterip hastalığa razı edilmek istendiğini kaydeden Özsoy, bu yöntemle sömürünün meşrulaştırılmak istendiğine işaret etti. Bu yöntemler emek ve ekoloji hareketinin karşı karşıya getirilmek istendiğini belirten Özsoy, ÇED raporunda fabrikada 200 kişinin çalışacağı bilgisinin yer aldığını fakat bölgeden 20 bin kişinin beslendiğini vurguladı. Özsoy, "Zeytin ürünleri, bal ve diğer tarım ürünleri üreterek, yağmur sonrası bölgeden göbek mantarı toplayarak geçiniyor. Civar köylerin ortalama geliri asgari ücretten az fakat bazı köylüler yılda 1-1,5 ton zeytinyağı üretiyor; buraların kaliteli zeytinyağının kilosu 80-100 TL civarında, ek faydayı siz hesap edin" diye konuştu.

Zeytin ağaçlarının bölge bakımından çok önemli olduğunu vurgulayan Özsoy, termik santrallerin civarındaki zeytinliklerin ürünlerindeki düşüşlere dikkat çekti, "Termik santrallerin civarındaki zeytinliklerde, santral yokken zeytinyağı verimi 1,5 tonlara varırken şu anda santral çalıştığından dolayı 200 kilolara düşmüş durumda. Ha keza asit oranı bir o kadar arttı ve ürün kalitesi de aynı oranda azaldı. Kaldı ki çimento fabrikası hem santraller gibi partikül madde yayacak hem de bütün bölgeyi çimento, kireç, kil tozu altında bırakacak" dedi.

ÇİMENTO FABRİKALARI İŞÇİLERİ ÖLÜME SÜRÜKLÜYOR
Bölgenin çam balı üretilen nadir alanlardan olduğunu belirten Özsoy, dünya çam balı üretiminin yüzde 90'ının Muğla'da yapıldığı bilgisini paylaştı. Geçen ay köylülerin 25 milyon TL gelir getiren göbek mantarı toplandığını söyleyen Özsoy, "Yani insan merkezli bakarak, sadece istihdam üzerinden bir argüman üretmeye kalkıldığında 200'e karşı 20 bin kişinin istihdamı ve çıkarı karşı karşıya geliyor. Hatta bütün Muğla'nın beslendiği bir bölge, faydası 20 binden çok daha fazla kişiye dokunuyor. Orada çalışmak da bir ödül mü bunu da düşünmek lazım. Bir eylemimize daha önce çimento fabrikasında çalışmış bir işçi gelip konuşma yapmaya çalışmıştı; 20 yıl çalışmış ve silikozis olmuş, 30 saniye bir şeyler söyledi, yapmayın diyebildi sadece, nefesi yetmedi indi kürsüden" sözleriyle maden faaliyetinin işçileri de ölüme sürüklediğine dikkat çekti.

'İŞÇİLER VE KÖYLÜLERİN ÇIKARI ORTAK'
Akbelen'de 8 Ağustos günü üçüncü keşif yapılırken sendika ağalarının patronun emriyle işçileri ekoloji mücadelesi yürüten halkın karşısına çıkardığını söyleyen Özsoy, işçiler ve köylülerin çıkarının ortak olduğuna vurgu yaptı.

Özsoy, "Bu mücadeleler halk mücadeleleridir, işçi köylü birbirinden ayrılamaz hepsi halka dahildir. Zaten ekoloji hareketinin zararlı ve kirletici sanayileri kapatma talebi her zaman iki aşamalıdır; adil geçiş sistemini içinde barındırır. Genellikle bölgedeki ürünlere yönelik bacasız tesisler kurulması ve işçilerin mağdur edilmeden bu tesislere yerleştirilmesi, kapatma talebimizin olmazsa olmaz bir parçasıdır. Devletin bu tesislere bir ayda 200 milyon TL'ye varan teşvik ödediğini göz önüne alırsak adil geçiş çok çok kolay bir şeydir" diye ekledi.

'KARŞIMIZDA KİM OLURSA OLSUN MÜCADELE EDECEĞİZ'
Muğla'nın son yıllarda en gözde sömürü alanı olduğunu söyleyen Özsoy, Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) olarak her ilçede meclisler kurduklarını ve Muğla'daki ekolojik yıkıma yol açacak saldırıların tümüne karşı mücadele ettiklerini söyledi. Hem hukuksal hem politik zeminde mücadeleyi sürdürdüklerini kaydeden Özsoy, "Her ağacı, her böceği, her hayvanı, her köyü, her insanı sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Muğla'nın hiçbir alanının sömürülmesine izin vermeyeceğiz. Halkın alanlarının para babalarına devredilmesine, hepimizin olanın bir kişiye tahsis edilmesine kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Bu mantığın karşısında olan her kurumun her örgütün her insanın da karşısında yer alacağız, rengi cinsi kökeni ne olursa olsun her yapıyı ifşa edeceğiz. Karşımızda kim olursa olsun sonuna kadar mücadele edeceğiz" diye vurguladı.