30 Nisan 2026 Perşembe

Murat Karayılan: Süreç iktidar tarafından fiilen donduruldu

Halk Savunma Merkezi Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, somut adım atmayan ve teslimiyet dayatan iktidarın "Barış ve Demokratik Toplum Süreci"ni dondurduğunu söyledi. "Bütün silahları ve bütün mevzileri bırakırlarsa yasal adımlar atarız" yaklaşımının ise bir teslimiyet dayatması olduğunun altını çizdi. 

Halk Savunma Merkezi Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, sürece ilişkin ANF'ye değerlendirmelerde bulundu.

Yasaların çıkarılmasının beklendiği Nisan ayında Kürt ulusal demokratik hareketi lideri Abdullah Öcalan ile bile görüşmenin gerçekleştirilmediğine dikkat çekti, "En son 27 Mart günü bir devlet heyeti ve DEM Parti heyetinin birlikte Önder Apo ile yaptığı kapsamlı görüşme büyük beklentiler yaratmıştı. Ama anlaşıldığı kadarıyla bu görüşmede gündeme gelen ve tartışılan konular ekseninde iktidar ve devletin üst katı nezdinde sürecin dondurulmasına yol açacak bir sonuca varılmıştır" dedi.

"Şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur. Bize yansıyan ve bizim gördüğümüz budur" diyen Murat Karayılan şunları söyledi: "Belirtilen bu tartışma sonrası, yaşanan bölgesel-konjonktürel gelişmelerin ve yine bir takım iç süreçlerin de etkisiyle karar verici güçlerin böyle uygun gördüğü, adım atılmasının durdurulduğu ya da ertelendiği açıkça görülüyor. Aylarca sürdürülen meclis komisyonu faaliyetlerinin sonucu olarak ortaya çıkan resmi bir rapora rağmen sürecin yürütülmemesinin başka bir izahı olamaz."

'İKTİDARIN ADIM ATMASI İÇİN GEREKENLERİ EKSİKSİZ YAPTIK'
Hareket olarak üzerlerine düşeni yaptıklarını belirten Murat Karayılan, "İktidarın adım atması için gerekenlerin hepsini eksiksiz bir biçimde yaptığımız aşikardır. Bunlar kamuoyuna açık olarak yapılan şeylerdir. Bir örgütün 42 yıldır yürüttüğü mücadele tarzı olan silahlı mücadele stratejisini sona erdirmesi ve kendini feshetmesi sıradan bir karar değildir. En stratejik bir karardır. Bu karar ve peşi sıra atılan adımlar duruyorken kimse bizim adım atmadığımızı söyleyemez" dedi.

Saray medyasında yer alan "Örgüt takvime uymadı" iddiasına yanıt olarak Karayılan, "Asla doğru bir tespit değildir. Çünkü bizim açımızdan böyle bir takvim durumu yoktu. Takvimi belirleyen Önderlik ve devlet tarafıydı" dedi. 

Halk Savunma Merkezi Komutanlık Üyesi Murat Karayılan Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat çağrısının ardından attıkları adımları hatırlatarak şunları söyledi: "Bizim attığımız adımlar karşısında iktidarın da yaptığı şeyler bellidir. İşte, 1 Temmuz 2025 tarihi itibarıyla ateşkese uymaya başladılar. Yani, güçlerimizin 1 Mart tarihi itibarıyla içine girmiş olduğu eylemsizlik ve çatışmaların durdurulması kararına, Türk devlet güçleri tarafından da 1 Temmuz günü pratikte yanıt verilmiş oldu. Bir de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuyla ilgili bir komisyon kuruldu ve bu komisyon çalışmalara başladı. İmralı'ya, idari izinlerle heyetlerin gidiş gelişi oldu. Bunların dışında elle tutulur, somut hiçbir adım atılmadı, hiçbir gelişme yaşanmadı. Özellikle resmi hiçbir belge-bulgu vermemeye özen gösteriyorlar. Bu belirttiğim yapılan şeylerin hepsi de idari yönetim kararıyla yapılan şeylerdir. Resmiyeti ve belgesi yoktur."

'İMRALI'DA TECRİT HALA DEVAM EDİYOR'
Murat Karayılan, "İmralı'da tecridin hala devam ettiği"ni belirtti ve ekledi: "Geliştirilen bir sistem, bir yasa yoktur. Kurumlar kendi idari kararlarıyla bazı pratikler yapıyorlar. Bunlar da çoğunlukla kamuoyuna açık değil. Tek yapılan resmi çalışma, TBMM Komisyonu faaliyetleri ve onların çıkardığı rapor ve tabii ki aynı komisyondan bir heyetin İmralı'ya gitmesi ve Önder Apo ile görüşmesidir."

Murat Karayılan, "Kısacası devletin ve iktidarın yasal olarak yaptığı hiçbir pratik yoktur. Güven verici hiçbir yasal durum söz konusu değildir" diye konuştu. 

Abdullah Öcalan'ın geçen 27 Şubat'ta yaptığı "Sürecin ikinci aşaması başlamıştır" açıklamasını hatırlatan Murat Karayılan, "İkinci aşama, sürecin ilerlemesi için çıkarılması gereken yasaların aşamasıdır. Bunun ardından çeşitli AKP ve iktidar yetkilileri Ramazan Bayramı'ndan sonrasını işaret ettiler. Daha sonra bizzat Nisan ayı zikredilerek Nisan'da yasal adımların atılacağı tasarının meclise geleceğinden söz edildi. Eğer bir takvimden söz edilecekse takvim buydu. Bizim açımızdan ifade edilen, belirtilen başka takvim yoktu. Bu konuda iktidarın güven artırıcı, güven verici, sürece taktiksel değil ciddi yaklaşıldığına dair herhangi bir somut adımı olmadı" dedi. 

AİHM ve AYM kararlarını uygulanmadığını, kayyum politikasında geriye dönüşlerin olmadığını, barış akademisyenlerinin görevlerine iade edilmediğini hatırlatan Murat Karayılan, "Kısacası olumluya dönük pratik-yasal hiçbir adım yok. Bunun görülmesi gerekir. Her şeyi tek taraflı karşıdan bekleme yaklaşımı ne kadar adildir" diye konuştu.

'BU TUTUM TESLİMİYETİ DAYATMADIR'
İktidardan gelen "Bütün silahları ve bütün mevzileri bırakırlarsa yasal adımlar atarız" yaklaşımına ilişkin olarak da Murat Karayılan, şunları söyledi: "Bu tutum, en hafif deyimle, işi yokuşa sürmedir, teslimiyeti dayatmadır. Sahayı bilen ve gerçekçi düşünen her insan çok iyi bilir ki, pratik sahada bunun gerçekleşmesinin mümkünatı yoktur. Ortadoğu kaynıyor. Her tarafta vızır vızır dronlar, füzeler uçuşuyor. Bütün güçler, hatta alanda bulunan uluslararası güçler de dahil olmak üzere bu zemindeki herkes şu an intişar pozisyonundadır. Mevcut durumda güçlerimizin güvencesi, kurduğumuz güvenlik sistemi ve silahlarımızdır. Yasal bir güvence olmadan bizim bu zeminde silah bırakmamız akıl dışı olur."

"Ne gibi bir güvenceden ve güvenliğin sağlanmasından bahsediyorsunuz?" sorusuna Murat Karayılan, şu yanıtı verdi: "Güçlerimiz, birkaç deste veya birkaç yüz kişi değildir. Binlerce kişiden bahsediyoruz. Bakın, 30 arkadaşımız silahını yaktı ve geri dönmeye hazır olduğunu belirtti. Onlar bir yere gidebildi mi? Hayır. Dolayısıyla güvenlik için tekrar sahamıza dönmek zorunda kaldılar. Vaziyet buyken bizden tüm silahları bırakmamızı ve tüm mevzileri boşaltmamızı istemek ve ondan sonra yasal kararlar alınacağını söylemek, sahadaki gerçeklikle ve insanın aklıyla alay etmektir. Bu açıdan bunu bir şart olarak koymak aslında olmazlıkta ısrar etmek anlamına gelir. Kendi tutumunu kamufle etmeye dönük politik bir söylemdir. Esası ise, olmazda ısrar etmedir."

'HER HALÜKARDA SEÇENEKSİZ DE DEĞİLİZ'
"Biz bu konuda kimseye yalvaracak değiliz. Her halükarda seçeneksiz de değiliz. Kendileri bilir" diyen Murat Karayılan, "Biz Önder Apo'nun büyük bir emek ve çabayla geliştirdiği, başarısı için amansız bir efor sarf ettiği bu sürecin Türkiye'nin ve halkımızın çıkarına olacağına inanıyoruz. Dolayısıyla eğer gerçekten devlet katında ciddi adımlar atılırsa bu konuda karşılıksız bırakmayacağımıza dair kararımız kesin ve nettir" diye konuştu.

Murat Karayılan, şunları söyledi: "Biz Önder Apo'nun geliştirdiği strateji ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde kararlıyız. Bu konuda bir sorun yoktur. Fakat biz askeri bir gücüz. Zeminde, bize saldırı potansiyeli taşıyan çeşitli güçler vardır. Söz konusu olan, sadece Türk devleti değildir. Özellikle Önder Apo'nun geliştirdiği süreçten rahatsız olan güçlerin olduğunu da biliyoruz. Bu nedenle biz bulunduğumuz askeri zeminde kaldığımız sürece, askeri hazırlıklarımızı ve tedbirlerimizi eksiksiz yapmak zorundayız. Yine değişik bazı örgütsel çalışmaları yapmak da bu zorunluluğun bir gereğidir."

Murat Karayılan, sadece gerillanın silahsızlandırılmasına ilişkin Meclis'te alınabilecek kararın da çözüm için yeterli olmadığını belirtti ve ekledi: "Bakınız, köklü kararın alındığı PKK'nin 12'nci Kongresi iki ayrı yerde yapıldı. O yerlerden birinde ben de kişi olarak kongre divanında görev aldım. PKK'nin feshi ve silahlı mücadele stratejisini sona erdirme kararını biz ancak Önder Apo'nun özgürlüğü temelinde oradaki delegelere kabul ettirebildik. Bu biçimde o karar onaylandı. Hatta bunun için birçok konuşma yapıldı, tartışmalar gelişti. Mesela, ‘bunu tartışmak bir sapmadır' biçiminde tespitlerde bulunan arkadaşlar oldu. Yani herkes öyle hemen el kaldırmadı. Önder Apo'nun fiziki olarak özgürleşmesi temelinde bu kararın alınması noktasında ikna faaliyeti yürütülmesi ile ancak bu karar alınabildi. Zaten o karara bakılırsa silahsızlanma sürecini bizzat Önder Apo'nun yönetmesi gerektiği de belirtiliyor. Yani kararın kendisinde de bu husus vardır. Yoksa karar öyle geçemezdi."