15 Ocak 2021 Cuma

Kadınların birleşik gücü

Bir yandan erkek şiddetine karşı kendini dayatan özsavunma hattı, bir yandan da geniş toplumsal kesimin cins özgürlükçü bakış açısıyla aydınlatılmasına hizmet eden araç ve biçimlerle, kadın özgürlük alanının genişletilmesi hattı. Bir yanda sosyalist kadın hareketinin kendi ideolojik çizgisinde yürüyüşü bir diğer yanda feminist hareketin veya Kürt kadın hareketinin kendi özgün politik varoluşunu sergilemesi. Hem ayrı hem de bütünleşik yürüyüşteki özgünlüğü faşist erkek egemen sistemin ezberlerini bozuyor, diğer yandan da kadın devriminin yolunu döşüyor.

Önce OHAL, sonra pandemi gerekçesi ileri sürülerek pek çok alan devrimci demokratik talepli eylem ve etkinliklere kapatıldı. AKP-MHP faşist ittifakının yıkım, talan ve savaş politikalarına karşı söylenebilecek en küçük bir söz faşizmin saldırılarına uğradı. Kadın özgürlük mücadelesi de bu yasaklara direnişiyle, kararlılığıyla karşılık verdi. Gelinen aşamada yasakların altında imzası olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçmiş yıllardan daha farklı bir söz kurmak zorunda kaldı. 25 Kasım'da sokaklara çıkacak kadınları açık tehdit yerine şiddet uygulayan erkeklere "Kendinize gelin… Neyi koruyorsun… Ayıptır" dedi. Kendilerinin ise "kadın cinayetlerini engellemek için ne kadar uğraştıkları" yalanını da peşine eklemeyi de unutmadan. Çeşitli kurumların yayınladığı erkek şiddeti tabloları açıklanırken Soylu'nun "uğraşıları"nın stant açmak, şiddete değil kadınların önlerine barikat kurmak olduğu görüldü. 

Van'da kadınların yürüyüşleri engellenirken Van Valisi'nin katılımıyla polisler stant açtı. Gündüz Ankara Tuzluçayır'da stant açan polis, akşam eylemine saldırdı, kadınların yürüyüşünü engelledi. Taksim'e çıkan kadınları işkenceyle gözaltına aldı. Kadıköy'de bütün sokak aralarına barikat kurdu. Kadınlar barikatları aşa aşa meydanda bir araya geldi. Buna rağmen kadınlar bulundukları yerlerde eylemlerini sürdürdü. Polis şiddetine de boyun eğmedi. 

İşte bu irade, Soylu'yu konuşturan. 

Gülen Cemaati'yle iktidar paylaşımında anlaşmazlığa düşen, ardından başarısız bir darbe girişimini fırsata çeviren, ardından MHP'ye sarılan faşist şeflik rejimi, halklara ve ezilenlere açtığı savaşla birlikte ilan ettiği OHAL'le estirdiği teröre karşı kadın özgürlük mücadelesi bileşenleri sokakları terk etmedi. Geriye düşen kitle hareketine rağmen, niceliksel bir düşüş olsa da sosyalist, feminist ve Kürt özgürlük hareketi bileşenleri kurdukları özgürlükçü kadın ittifakıyla yürüyüşünü sürdürdü. 

OHAL'in hemen ardından kadın kazanımlarına yapılan saldırı girişimleri sokaklarda yanıtlandı. Kürtaj hakkının sınırlandırılması, küçük yaştaki kız çocuklarının evlendirilmesi, infaz yasasında düzenlemelerle ilgili şiddet faillerinin serbest bırakılması ve son olarak da İstanbul Sözleşmesi'nden imzanın çekilmesine karşı kadın hareketi sadece merkezi alanlarda değil, Türkiye ve Kürdistan'ın birçok kentinde kazanımlarını korumanın propagandasını ve eylemini çok yaygın bir şekilde dile getirdi. Yürütülen mücadele kadın hareketini birleştirmekle kalmadı, başta AKP olmak üzere erkek egemenliğinin cephesinde önemli bir gedik açtı. 

Elbette erkek şiddeti bu açılan gediklerle son bulacak türden değil. Kapitalizme ve onun rejimlerine içkin olan erkek şiddetinin son bulması, onu besleyen zeminin ortadan kaldırılmasıyla mümkün. 

Kadın özgürlük mücadelesi bu zemini temizlemeye kararlı yürüyüşünü sürdürüyor. Birçok iç tartışmalarına rağmen, kadın hareketi birleşik ve yan yana yürüyor. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme tartışmalarında irade savaşını kazanan kadın hareketi, geçen yıla kıyasla 25 Kasım'a buradan aldığı güçle daha yaygın ve kitlesel bir şekilde hazırlandı, haklılığını ve meşruiyetini çok daha güçlü bir şekilde haykırdı. 

Sömürgeciliğin bir süredir özel bir savaş politikası haline getirdiği kadın kimliğine yönelik saldırıları sokakta yanıtlanmaya devam ediyor. Türkiye cephesinden tepkisi sınırlı da olsa devletin üniforma zırhının koruması altında gerçekleşen Gülistan Doku'nun kaybedilmesine, İpek Er'in intihara sürüklenmesine, yanı sıra taciz ve tecavüzlerin faillerinin cezasızlık politikasıyla korunmasına tepki de bu dönemde öne çıkan gündem oldu. Başta Kürt kadın hareketi olmak üzere faili üniformalı erkek olunca sömürgecilik şiddetini daha artırıyor, başta öncü ve önder kadınlar olmak üzere gözaltı ve tutuklama saldırıları peş peşe geliyor. Kürdistan'da birçok kentte süren eylem ve etkinlik yasaklarına takılmayan kadınlar özel savaş politikasına ev ev, sokak sokak bildiri dağıtımından mor konvoylara, yürüyüşlerden ev ziyaretlerine mücadelenin her koşulda ve her yerde devam ettiğini gösteriyor.

Benzer bir durumu Türkiye sahası için de söylenebilir. Faşizmin erkek yüzünün daha da belirginleştiği son yıllarda, kadın özgürlük mücadelesinin seyri de değişiyor, cins eksenli politika, politik özgürlüğün kazanılmasına evriliyor. Bu değişimin izlerini geçtiğimiz 25 Kasım'da, Las Tesis eylemlerinde ve 2020'nin 8 Mart'ında gördük. Bir yandan engellemeler yeni araç ve biçimlerle boşa çıkarılmaya çalışılırken, bir yandan da öncü kadınların eylemleri yol açıcı oluyor. 

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü, uzun süre sınırlı katılımla çok görünür olmayan, ancak artan erkek-devlet şiddetine gösterilen direnişle birlikte özel bir mücadele gününe evrilmesinde de bu toplam mücadelenin payı var kuşkusuz. Dominik Cumhuriyeti'ndeki Trujillo diktatörlüğüne karşı direniş gösteren Mirabel kardeşlerin, diktatörlük askerlerince tecavüzle katledilmesine atfen ilan edilen şiddete karşı mücadele, faşizmin iki karakteristik saldırısını hedeflemeye başladı. Mirabel kardeşler sadece katledilmedi, tecavüz edildi. Siyasi ve cinsel kimlikleri saldırının hedefiydi. Ekin Wan'ın katledildikten sonra çıplak bedeninin teşhir edilmesinde olduğu gibi veya Şirin Öter'in vajinasına onlarca kurşunun sıkılmasında olduğu gibi… Veya Nadira Kadirova'nın katledilmesinde AKP milletvekilinin aklanması, Şule Çet'in katillerinin sırtlarını AKP'ye yaslamalarında veya Pınar Gültekin'in katilinin yakalanacağını düşünmemesinde olduğu gibi. Erkek-devlet şiddetinin içiçeliği bu denli belirgin olmamıştı. Bir dönemin kadın hareketindeki "kamusal-özel" ayrışması, bugünün somutluğunda devlet iktidarı ile erkek iktidarının örgütlü saldırganlığıyla deneyim aktarımının konusu olacak gibi görünüyor.

Kadın özgürlük mücadelesini, diğer toplumsal mücadelelerden ayıran bir özelliği birleşikliği ise bir diğer özelliği de kullanılan farklı araç ve mücadele biçimlerinin birbirine karşıt değil, tersine birbirini güçlendiren bir role sahip olması. Bu durum mücadele dinamiklerini besliyor. Bir yandan erkek şiddetine karşı kendini dayatan özsavunma hattı, bir yandan da geniş toplumsal kesimin cins özgürlükçü bir bakış açısıyla aydınlatılmasına hizmet eden araç ve biçimlerle, kadın özgürlük alanının genişletilmesi hattı. Bir yanda sosyalist kadın hareketinin kendi ideolojik çizgisinde yürüyüşü bir diğer yanda feminist hareketin veya Kürt kadın hareketinin kendi özgün politik varoluşunu sergilemesi. Hem ayrı hem de bütünleşik yürüyüşteki özgünlüğü faşist erkek egemen sistemin ezberlerini bozuyor, diğer yandan da kadın devriminin yolunu döşüyor. 

Durumu an'la değerlendirmek veya konjonktürel olarak ele almak mücadelenin kazanımlarını ve sorunlarını anlamaya yetmeyecektir. Kadınlar, sadece bugün değil her gün yürüttüğü mücadeleyle geleceğini kuruyor, kimi zaman geriye düşüyor, kendini yenileyerek ayağa kalkıyor ve yürüyüşünü sürdürüyor. Sonuçta başta faşist şef Erdoğan olmak üzere, AKP-MHP faşist ittifakıyla sürdürülen savaşın kazananı örgütlü erkek saldırganlığı değil, kadın iradesi oluyor. 

Keza hem hazırlık çalışmalarının hem de merkezi eylemlerin geçmiş yıllara kıyasla daha fazla yerellere yayılması başka bir kazanım olarak mücadele hanesine yazılmalı. Bu yıl Diyarbakır'dan İzmir'e, Adıyaman'dan İstanbul'a, Ankara'ya, Samsun'a Mersin'e onlarca merkezde 2020 25 Kasım yürüyüşleri, eylemleri yapıldı. Pandemi gerekçesiyle de alan yasaklarına seslerini birleştirdi, isyanlarını haykırdı. 

İsyanında da direnişinde de kadınlar faşizmi yeneceğini gösteriyor. Kadınlar kırıntıyla yetinmeyecek, dünyayı istemeye devam edecekler. Tutuklu kadın siyasetçilerden Gültan Kışanak'ın sözünde olduğu gibi: "Ant olsun ki biz kadınlar en büyük kariyerimizi sizin saltanatınızı yıkarak yapacağız."

* Atılım Gazetesi'nin 27 Kasım tarihli 454. sayı başyazısı.