8 Ocak 2026 Perşembe

İstanbul Barosu davasında savcılıktan ceza talebi

İstanbul Barosu davasında mütalaasını sunan savcı, "örgüt propagandası" iddiasıyla baro başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri için ceza talebinde bulundu. Duruşma 3. gününde Silivri'deki Marmara Hapishanesinde bulunan salonda devam ediyor.

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin, "örgüt propagandası" ve "yanıltıcı bilgi yayma" iddiasıyla yargılandığı davanın karar duruşması Çağlayan'da bulunan İstanbul Adliyesi 26'ncı Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri'deki Marmara Hapishanesi yerleşkesinde kurulan duruşma salonunda görülüyor. Duruşmada İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile baro yöneticileri hazır bulunuyor. Ayrıca duruşmayı Türkiye'den ve diğer ülkelerden çok sayıda hukukçu izliyor.

Duruşmanın ilk gününde İbrahim Kaboğlu, davanın Anayasa'ya aykırı olduğunu belirterek, bu konuda beyanda bulunacağını ifade etti. Kaboğlu, iki ayrı itirazından ilkinde, kendilerine yöneltilen suçlamalardan biri olan Türk Ceza Kanunu'nun 217/A maddesinin, düşünce özgürlüğüne aykırı olduğunu belirterek, iptal edilmesi gerektiğini vurguladı. Kaboğlu, "Anayasa'ya göre, bir bilginin gerçeğe aykırı olması tek başına suç sayılmaz; bunun suç kapsamında değerlendirilebilmesi için kamu barışını bozması gerekir. Bu ise toplumu oluşturan farklılıklar arasındaki ahengin bozulması anlamına gelir" dedi.

Kaboğlu, şöyle devam etti: "Düşünce ve ifade özgürlüğü açısından çok önemli bir ayrım var. Sayın heyetin, benim ve yönetim kurulumun niyetini nasıl okuduğunu bilmiyorum. Niyet okumak benim uzmanlık alanım değil. Ama heyetin Anayasa'nın 25. maddesini okumasını öneriyorum. Bu maddeye göre herkes, düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir; kimse düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz, düşüncelerinden dolayı kınanamaz veya suçlanamaz. Savaş halinde bile bu hak geçerlidir. Anayasa'nın bu açık güvencesine rağmen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bizim niyetimizi okuyarak nasıl dava açabiliyor? Bu temel Anayasa ihlaline dikkat çekmek istiyorum. Türk Ceza Kanunu'nun 217/A maddesi açıkça Anayasa'ya aykırıdır ve bu nedenle yürürlükten kaldırılmalıdır."

CEZA TALEBİ
Savcılığın sunduğu esas hakkındaki mütalaasında, baro yönetiminin "Uluslararası İnsancıl Hukuk Uygulansın" başlıklı açıklaması suçlama konusu yapıldı. Savcı, açıklamada adı geçen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin'in "örgüt üyesi" olduğunu ileri sürerek, İstanbul Barosu'nun paylaşımının  "örgüt propagandası" içerdiğini iddia etti. Bu nedenle baro yöneticilerinin, "basın ve yayın yoluyla örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla cezalandırılmasını talep etti.

Mütalaaya karşı savunma yapan avukatlar da davanın Anayasa'ya aykırı olduğunu vurguladı.

Duruşmanın ikinci gününde mütalaaya karşı savunmalar devam etti. 

'BU BİZİM GÖREVİMİZDİ'
İstanbul Barosu Yöneticisi Ahmet Ergin, "Bundan yaklaşık 30 yıl önce Metin Göktepe İstanbul'un göbeğinde polislerce darp edilerek katledilmişti. Yine o dönem devlet yetkilileri cinayetin üzerini örtmeye çalıştılar. O dönem baro yönetimi ise cinayetin aydınlatılması için mücadele ettiler. O dönemin bugünden bir farkı vardı; 30 yıl önce bu sizin işiniz değil denilmedi. İstanbul Barosu yargılanmadı. O dönemki baro yönetimi de etkili bir soruşturma istemişti. Biz de bugün Suriye'de öldürülen iki Türkiyeli gazeteci için etkin soruşturma istedik. Bu bizim görevimizdi" dedi.

'TAHİR ELÇİ'DEN ÖĞRENDİK'
İstanbul Barosu Yöneticisi Ezgi Şahin Yalvarıcı ise "Ceza yargılaması susturma aracı olarak kullanılamaz. Bu açıklamada hedef alınan kelimeler değildir. Hedef alınan avukatların yaşam hakkını savunmak üzere geliştirdiği sorumluluk bilincidir. Biz bu sorumluluğu yaşamını hak mücadelesine adamış Tahir Elçi'den öğrendik. Bizler onlardan aldığımız geleneği sürdürmeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

'GÖREVİMİZİ HAYSİYETİMİZLE YAPTIK'
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ise "Dün bizim tüm amacımız hukuku etkin kılmak demiştim. Bugün burada 14 aydır uygulanan iki yasal düzenlemenin hukuk sistemimizden ayıklanmasını talep etmiştik. Bu yasalar kapsamında yüzlerce insan fikir suçlusu olarak sanık sandalyesine oturtuldu ancak 'terör' sorunu böyle çözülemedi. Biz davayı uzatmakla itham edilerek taleplerimiz reddedildi. İki kez duruşmaların Çağlayan'da yapılmasını talep ettik ancak bu da kabul edilmedi. Duruşmanın buraya taşınması hem bütçe hem zaman açısından kayıptı; adil yargılanma hakkının da ihlali oldu. Burada biz baro olarak üzerimize düşenleri yaptık. Bizim açıklamamızda ırkçılık vesaire yoktur. Tamamen ifade özgürlüğü kapsamındadır. Bu hukuk başlangıcı derslerinde okutulur. Bu nedenle savcının da görev kapsamı dışındadır. Biz haklıyız. Bu dava tarihsel bir değer taşıyor, savunma hakkı bakımından. Biz görevimizi haysiyetimizle yaptık ve öyle yapmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

Duruşma, savunmaların tamamlanması için bugün devam ediyor.