Hüseyin Yeter yazdı | Emperyalist saldırganlık ve barbarlık sınır tanımıyor
Emperyalist saldırganlık ve savaşlara karşı proletarya ve halkların savaşı, meşru ve haklıdır. 1. ve 2. emperyalist savaşlar devrimlere yol açmıştı. Tarih, bugün de devrim ve sosyalizm güçlerine, devrimci siyasal öznelere "halkların emperyalizm ve savaşa karşı birleşik devrimci mücadelesini geliştirme çağrısı"nı yapmaktadır.
Kapitalizmin eşitsiz gelişme ve rekabet yasalarının sonucu olarak 3. emperyalist paylaşım savaşı hazırlıkları ve hamleleri belirginleşerek devam ediyor. Bir yanda emperyalist güçler arasında adeta zımni ve gizli anlaşma, görüşmelerle "uluslararası yasa, kural ve sözleşmeleri" hiçe sayan "özel" işgal, yağma, hegemonya ve tehditler... Örneğin, ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu kaçırması, terörist çeteci Golani’yi Suriye'ye devlet başkanı yapması, İsrail’le işbirliği içinde İran'a saldırması; Rusya'nın sürdürdüğü Ukrayna savaşı, Balkanlar ve Avrupa'ya yönelik nükleer savaş tehditleri gibi... Diğer yandan rakip emperyalist güçlerin ya da cephelerin ekonomik, askeri ve siyasi alanlarda karşı karşıya gelmeleri: Gümrük vergileri, ticaret savaşları, yaptırımlar, askeri tatbikatlar, okyanuslarda savaş gemileri, silahlanma yarışı ve bölgesel düzeyde yürüttükleri Suriye, Libya, Yemen, Kafkaslar vd. "vekalet savaşları"...
Bilindiği gibi, ABD, Rusya ve Çin, BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleridir. Dünyada başlıca hegemonyacı ve işgalci emperyalist güçlerdir. Dünyada hala ekonomik, siyasi, diplomatik ve askeri alanlarda en etkili güç ABD emperyalizmidir. O, "ulusal güvenlik stratejisi"nin öngördüğü biçimde ekonomik, askeri ve teknolojik olarak yükselen Çin'e ve önemli askeri ve siyasi güç olan Rusya'ya karşı kendi egemenlik alanlarını koruma ve genişletme politikalarını, kendi gücüne dayalı tehdit ve gerilimlerle sürdürüyor. Uluslararası alanda iklim anlaşması, DSÖ vb. imzaladığı 60 anlaşmadan çekildiğini ilan ediyor. ABD Başkanı Trump, AB'den 8 ülke için gümrük vergilerini yüzde 10'a çıkardı. Grönland'a destek sürerse, bunu yüzde 25'e çıkaracağını açıkladı.
Uluslararası güç ilişkileri ve dengelerindeki düzensizliği ve kuralsızlığı gören bölgesel işgalci başka ülkeler de vardır: İsrail, Türkiye, Azerbaycan, S. Arabistan, BAE, Hindistan, Pakistan vd. Örneğin; İsrail siyonizmi ve sömürgeci TC devletinin elleri Suriye'nin içindedir. BAE, Yemen, Libya, Sudan ve Somali de siyasi ve askeri olarak etkili olmaya çalışıyor.
Şüphesiz ki, ABD'nin bu siyasi, diplomatik ve askeri politikaları jeostratejik ve jeopolitik çıkarların yanında, petrol ve silah tekellerinin çıkarlarını, son yıllarda başlıca rekabet konusu haline gelen nadir toprak elementlerine hakim olmayı da amaçlıyor. Engels, yaklaşık 150 yıl önce burjuva devletlerde, "donanma ve ordu sermayenin emrindedir" demişti. ABD'de sadece donanma ve ordu değil, Trump ve hükümeti de tekellerin, kartellerin organik parçasıdırlar. Bunu bütün işgal ve saldırı tehdidi hedefine koyduğu ülkelerde görüyoruz. Venezuela, İran, Grönland, Panama, Kolombiya vd... Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahiptir. Ve ABD'nin Venezuela saldırısı, petrolün yeniden yağmalanması, Çin ve Küba'ya petrol ihracatının kesilmesi, Çin'in Güney Amerika ülkelerindeki etkisinin zayıflatılmasına yöneliktir. İran'a saldırısı ise İsrail ve Basra Körfezinin güvenliği, "İran direniş ekseni"nin tasfiyesinin yanında İran petrolleri ve yeraltı zenginliklerine konmayı hedefliyor.
Trump'ın Grönland'ı işgal tehdidi gerekçesi, "Çin ve Rusya savaş gemilerinin Grönland'ı kuşatması, buna karşı AB ve Danimarka'nın Grönland'ı koruyamaması" oluyor. Bu, jeostratejik çıkar yanında petrol rezervleri ve nadir elementlerin varlığı diğer bir işgal nedenidir. 2. emperyalist paylaşım savaşı döneminde, ABD'nin Grönland’da askeri bir üssü vardır. Ve bugün de Rusya ve Çin'e karşı askeri bir yığınakla savaşa hazırlık yapmak istiyor.
Emperyalist küreselleşme döneminde el koyma, ele geçirme ve çökme, emperyalist barbarlık ve korsanlığın karakteristik bir özelliği olmaya başladı. ABD ve Trump bunun mesajını, Gazze'nin boşaltılması için de vermişti. Filistinlileri Afrika ya da Mısır çölüne göndermek, Gazze’yi turistik bir şehir haline getirmek istiyordu!
ABD emperyalizminin haydutluk açıklamaları "arka bahçesi" gördüğü Kolombiya, Meksika, Panama ve Kanada için de devam etmektedir.
Emperyalist saldırganlık ve işgaller için gerekçeler bulmak zor değil: Bir dönem Libya ve Irak için kimyasal silahların varlığı, İran için nükleer silah üretimi, Güney Amerika ülkeleri için uyuşturucu karteli ve narkoterörizm, Meksika için göçmen kaçakçılığı ve tüm bunlar yoksa, ABD için "ulusal güvenlik" gerekçesi devreye girer.
Kapitalizmin insana ve doğaya saldırısı; emperyalist saldırganlık ve savaş, ancak dünya halklarının birleşik direnişi, gücü ve devrimci eylemiyle durdurabilir. Başka bir deyişle devrimler savaşları önler. Ukrayna, Suriye, Rojava, Gazze ve diğer bölgesel savaşların yıkımını yaşayan dünya proletaryası ve halkların sürece müdahalenin bir aktörü olarak alanlara çıkmasını bekliyor. Şimdi halkların birleşik devrimci iradesi ve örgütlülüğünü büyütmenin ve geliştirmenin zamanıdır.
1968 dünya gençlik hareketi, 20. yüzyılda Vietnam direnişi, Filistin ve Afrika ülkelerindeki ulusal kurtuluş mücadeleleri, Irak işgaline karşı gelişen halkların dünya çapındaki direnişleri, güçlü barış hareketleri, savaş karşıtı hareketler, Sosyal Forumlar, daha yakın zamanda Gazze işgaline yönelik enternasyonal Sumud filosu eylemi dünyada büyüyen enternasyonal kadın direnişi, İsrail siyonizmine karşı sendika ve çeşitli tersane işçilerinin direnişleri, tek tek ülkelerde, bölgelerde ve uluslararası alanda kapitalist-emperyalist işgal, saldırganlık, tahakküm ve neoliberal saldırılara karşı, demokratik ve sosyalist devrim mücadelesinin maddi toplumsal koşullarının büyümekte olduğuna işaret etmektedir. Tarihsel direniş ve birikim geleneği, kapitalist emperyalizmin sömürü ve saldırganlığına karşı halkların ve ezilenlerin mücadele ve direniş örnekleriyle doludur.
Daha 2000'lerin başlarında Irak işgaline karşı gelişen enternasyonal hareket, komünist ve devrimci partilerin girişimleriyle Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslarda "Bölgesel Antiemperyalist Mücadele Koordinasyon"ları kurulmasına vesile oldu. Aynı yıllarda, "İstanbul NATO'ya dar edildi", "Kobanê direnişi ve Kobanê ruhu" mücadeleleri hala belleklerdedir. Bu koordinasyon girişimleri, emperyalist haydutluğa karşı bugün de Güney Amerika’da, Avrupa'da ve daha başka bölgelerde gerçekleşebilir zemine sahiptir. Halkların emperyalist saldırganlık ve savaşa karşı mücadelesini örgütleyecek, hazırlayacak ve açığa çıkaracak güçler, antiemperyalist, antifaşist ve antisömürgeci devrimci güçlerdir. Ne yazık ki, son yıllarda antiemperyalist mücadele düşüncesi ve geleneğindeki zayıflık, devrimci güçlerin dağınık, parçalı ve etkisiz oluşu, emperyalist saldırganlığı daha da pervasız kılmaktadır.
Emperyalist saldırganlık ve savaşlara karşı proletarya ve halkların savaşı, meşru ve haklıdır. 1. ve 2. emperyalist savaşlar devrimlere yol açmıştı. Tarih, bugün de devrim ve sosyalizm güçlerine, devrimci siyasal öznelere "halkların emperyalizm ve savaşa karşı birleşik devrimci mücadelesini geliştirme çağrısı"nı yapmaktadır.
Rojava devrimi ve demokratik yönetimine yönelik gerçekleşen karşıdevrimci emperyalist-sömürgeci tasfiye saldırılarına dur demek de buradan geçecektir. Rojava devrimi ve demokratik Özerk Yönetimini savunmak, emperyalist haydutluk ve emperyalist savaşa karşı çıkmak demektir.