5 Nisan 2026 Pazar

Hivda Selen: Erkek egemenliğine karşı özgürlükleriniz için ÖGK’da örgütlenin

Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde sorularımıza yanıt veren ÖGK Merkezi Koordinasyon Üyesi Hivda Selen, tüm genç kadınları erkek egemenliğine karşı özgürlükleri ÖGK’da örgütlenmeye çağırdı.

3 Şubat saldırısında tutsak alınan Özgür Genç Kadın Merkezi Koordinasyon Üyesi Hivda Selen, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde sorularımıza yanıt verdi. 

Özgür Genç Kadın olarak "şüpheli kadın ölümleri"ne karşı bir mücadele yürütüyorsunuz. Örneğin Şule Çet, Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş’in faillerinin cezalandırılması için yürüttüğünüz mücadele. 3 Şubat saldırısında bu çalışmalarınızın da tutuklanmanıza gerekçe yapıldığı biliyoruz. Buna ilişkin yorumunuz nedir?

ÖGK olarak liselerde, üniversitelerde, genç kadınların olduğu her alanda kadın özgürlük mücadelesi açısından bir adresiz. Genç kadınların özgün talep ve sorunlarını, ezilen tüm kadınların ortak gündemleri ile buluşturarak erkek egemen kapitalist sisteme karşı mücadele ediyoruz. Gerek gençlik hareketinin gerek de toplumsal mücadelenin etkin bir öznesiyiz. Cinsiyetçi küfre "küfürsüz hava sahası kampanyası", erkek şiddetine karşı "özsavunma kampanyası" gibi mücadele pratiklerimizin yanı sıra Şule Çet'in şüpheli ölümünün aydınlatılması, kaybedilen Gülistan Doku'nun akıbetini sorma mücadelesi ve güncel olarak da Rojin Kabaiş'in "şüpheli ölümü"nü aydınlatmak amacıyla yürüttüğümüz Rojin Kabaiş İçin Adalet Komisyonları en öne çıkan mücadele pratiklerimizdir. 

Bir plazanın 20 katından atılarak öldürülen Şule Çet cinayetini aydınlatma mücadelemizde onlarca kentten yüzlerce kadını Ankara adliyesine dava takibi yapmaya götürerek karanlıkta bırakılmak istenen erkek şiddetini aydınlatmaya çalışırken aynı zamanda katillerin ve avukatının da hakkımızda yürüttükleri kara propagandaya karşı da mücadele ettik. Kararlılıkla Şule Çet'in ölümünün intihar değil iki erkek tarafından işlenen bir kadın cinayeti olduğunu açığa çıkararak "şüpheli kadın ölümleri" açısından emsal bir karar elde etmiş olduk. Bu anlamda bu dava kadın cinayetleri bakımından bir dönüm noktasıydı. Yanında erkekler olmasına rağmen "intihar" denilerek üstü örtülen yüzlerce kadının ölümünün erkek şiddeti sonucu olabileceği fikrinin güçlenmesini ve etkin araştırılırsa karanlıkta bırakılmak istenen erkek şiddetinin ve işbirlikçilerinin açığa çıkarılabileceğini göstermiş oldu. Şule Çet için adalet komisyonlarının mücadele deneyimine yaslanarak 5 Ocak 2020'de 4 yanı kameralarla dolu Dersim’de şüpheli şekilde kaybedilen Gülistan Doku'nun akıbetini sormaya başladık. Gülistan Doku için yürüttüğümüz bu mücadele Kürt kadınlarına yönelik asker-polis şiddetinin, asimilasyon politikalarının teşhirine de yol açtı. Bu mücadele ve ısrar sonucu hem Gülistan’ın unutulmaması hem de detayları henüz kamuoyuyla paylaşılmasa da dosyaya eklenen bir tanıkla birlikte önemli bir yol katedildi.

Güncel olarak ise Rojin Kabaiş İçin Adalet Komisyonlarıyla yürüttüğümüz bir mücadele var. Daha en baştan "Rojin intihar etti" denilerek ölümü karanlıkta bırakılmak istendi. Otopsi yapılmadan, kamera kayıtları incelenmeden "intihar etti" demek kadınların ölümünü karanlıkta bırakmak demektir. İşte biz tüm bunlara karşı mücadele ediyoruz, devletin sorumluluklarını hatırlatıyoruz. ATK suç işleme pahasına Rojin Kabaiş’in bedeninde çıkan iki erkek DNA'sının tam olarak nerede olduğunun bilgisi elinde olmasına rağmen bu bilgiyi gizledi. ATK'nın bu suçunu 22 kentte eylemler düzenleyerek teşhir ettik, eylemlerimiz sonucu ATK elindeki bilgileri açıkladı. 

Biz mücadele edince Adalet Bakanlığı ancak o zaman göstermelik de olsa bu cinayete ilişkin konuşmak zorunda kaldı. 5 Şubat'ta da tam olarak bu mücadele pratiğimiz önümüze suç olarak getirildi. "Şüpheli kadın ölümleri aydınlatılsın" diyerek yaptığımız tüm eylem ve etkinlikler, paylaşımlar suç sayıldı. Bu gözaltı ve tutuklama sürecinden önce bizzat Adalet Bakanı bizi dezenformasyon yapmakla suçladı. Tüm bunların sonucunda tutuklanmış olduk. 

Bu topraklardan her gün erkekler devletten güç alarak kadınları katlediyorsa, Rojin Kabaiş, Bahar Taş vb. birçok kadının ölümü göz göre göre karanlıkta bırakılıyorsa, Fatmanur Çelik ve kızı Hifa İkra erkek şiddeti karşısında korumasız bırakılarak ölüme gönderiliyorsa ve tüm bunlar erkek devlet tarafından cezasız bırakılıyorsa, biz kadınların eşit ve özgür yaşam mücadelesi tabii ki siyasal iktidar tarafından suç sayılacak. Çünkü yaptığımız hem iktidarın hem de devletin tüm kurumlarının suçlarını teşhir etmek, devreye koydukları "Aile 10 yılı" planıyla kadınları kimliksizleştirmeye çalışmalarının karşısında mücadele etmek, devlet karanlıkta bırakmak isterken şüpheli kadın ölümlerini aydınlatma iddiasını ortaya koymak ve genç kadınları, şiddet-evlilik-güvencesizlik koşullarına mahkum etmelerine karşı eşit ve özgür bir yaşam mücadelesini büyütmektir. 

Erkek devletin tüm bu suçlarını ortaya koyduğumuz için tutuklama saldırısıyla bizden hesap sorulmak istendiğini biliyoruz. Elbette ki bu saldırılara rağmen lise sıralarından üniversite kampüslerine, iş yerlerinden kadınların gündelik yaşamına kadar büyüttüğümüz kadın özgürlük mücadelemizden vazgeçmiyoruz. 

Dosyanızda aynı zamanda 25 Kasım Platformu'nun eylem ve etkinlikleri de tutuklanmanıza gerekçe yapılıyor. Kadına yönelik şiddet, "şüpheli kadın ölümleri" karşısında yükselen genç kadın isyanının örgütlenmesini engelleme saldırısı, diyebilir miyiz tutuklanmanıza?

Elbette. Uzun zamandır kadın hareketi, kadınların ortak platformları, eylem ve etkinlikleri erkek- devlet şiddeti ile karşı karşıya. Bu saldırılarla eşgüdümlü şekilde kadınlara yönelik erkek şiddeti, kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri de giderek artıyor. Faşist şeflik rejiminin kadınlara dönük "Aile 10 yılı" saldırısı başta olmak üzere kadınların haklarına ve hayatlarına dönük ciddi saldırılar söz konusu. Bunun karşısında da kuşkusuz erkek devletin tüm saldırılarına rağmen dizginleyemediği, itaat ettiremediği bir kadın hareketi gerçeği var. Genç kadınlar da bu hareketinin ağırlıklı bir parçasını oluşturuyor. 

Ayşenur ve İkbal'in katledilmesinden sonra özellikle açığa çıkan genç kadın isyanı bugün Rojin Kabaiş şahsında "şüpheli kadın ölümlerine" karşı çoğalarak büyümeye devam ediyor. Bu isyanın daha güçlü yansıdığı takvimsel günler de oluyor. Bu günlerden biri elbette ki 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü. Bizim de bileşene olduğumuz 25 Kasım Kadın Platformu’nun çağrısı ile gerçekleşen eylemde kadınlar hakları ve hayatları için sokaklara taşıyor. Bu yıl da 25 Kasım'ın ön günlerinde "şüpheli kadın ölümlerine" karşı Kadıköy'de buluşmamızın ardından 25 Kasım günü binlerce kadın Taksim'de sesimizi birbirine kattık. Bu iki eylemimizin suç olarak gösterilmesi üzerine tutuklanmış olduk.

Kadınların eşitlik ve özgürlük için yaptıkları eylemlerden bizi tutuklayarak hem genç kadınların erkek egemenliğine karşı büyüyen öfkesini durdurmayı hem de kadın hareketinin ortak mücadele zeminlerini darbelemeyi hedefliyorlar. Fakat erkek devlet asla başarılı olamayacak. Hem biz tutsak kadınlar hem dışarıda sesimiz olan kadınlar hem de ortak platformlarımızdaki yol arkadaşlarımızla mücadeleye devam ediyoruz. Bu saldırıların büyüyen kadın dayanışmamız karşısında boşa düşeceğine inanıyoruz.

3 Şubat saldırısında Kaktüs Genç Kadın Derneği de basıldı. Dernekteki tahtaya daha önce de Kürt kentlerinde JÖH, PÖH imzalarıyla gördüğümüz, "Geldik, yoktunuz üç harfliler" yazıldı. Bu konuda neler söylemek istersiniz? 

Bizim de emekçisi olduğumuz Kaktüs Genç Kadın Derneği, genç kadınların okuyup ürettiği, üretirken paylaştığı, paylaşırken güçlendiği, kadın özgürlük mücadelesini ilmek ilmek ördüğü, kadınların kendine ait mekanlarından biri. Burada örülen güçlü mücadele ve dayanışma ilişkisinden rahatsız olan erkek devlet bir süredir Kaktüs'ü hedef haline getirmeye çalışıyordu. Yaşadığımız siyasi kırım saldırısından önce bizzat İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı imzası ile yapılan bir açıklama ile durum öyle olmamasına rağmen dernek polis tarafından basılmış ve üyeleri gözaltına alınmış gibi lanse edilerek hedef gösterilmişti. Dernek binasının çeşitli kılıflar oluşturularak basılacağının ayak sesleriydi bu açıklama. Kısa bir süre sonra yapılan operasyonla biz gözaltına alınırken Kaktüs’ün hiçbir gerekçe olmaksızın kapısı 3 parçaya ayrılarak basıldı, duvarlarındaki posterler ve gökkuşakları ne varsa yırtıldı, içindeki kitaplar tek tek parçalandı ve basına da yansıdığı gibi tahtasına "Geldik, yoktunuz" yazıldı. Bu cümle hepimize, faşist şeflik rejiminin kirli savaş suçlarından birini hatırlattı. Sur'da, Cizre'de kadınların odalarına girip bu cümleleri yazarak, Kürt halkına karşı büyük bir katliam gerçekleştirmişlerdi. Bugün bir kez daha tecavüz ve şiddet tehdidi içeren bu cümle ile Kaktüs'e saldırmaları erkek devletin kadın düşmanı politikasının ürünüdür. Bir kadın derneğine bu cümleleri yazmış olmaları bunun göstergesidir. Kadınlara ve kadınların örgütlü mücadelesine duyulan nefretin ifadesidir. 

"Geldik, yoktunuz" diyenlere şunu söylemek isteriz; şiddete maruz kalan, kampüs de sesi kısılan, sokakta tedirgin yürüyen, şiddete karşı öz savunmasını uygulayan, yoksulluğa karşı dayanışmaya ihtiyaç duyan, "şüpheli" şekilde öldürülerek akıbeti karanlıkta bırakılmak istenen her kadının yanında biz varız. Sözümüz ve eylemimizle "Geldik, yoktunuz" diyenlerin tam karşısındayız. Kadınların yanı başında, omuz başında el ele yürüdük. Ama onlar hiç yoktu. 

Kadınlar evlerde katledilirken kapıyı kırmak yerine çilingir bekleyenlerdir onlar. O nedenle Kaktüs ve emekçileri nerede ne yaptığından fazlasıyla emin, birbirinden güç alarak yürümeye devam edecektir. Bu saldırı Kaktüs'ü kriminalize etmek amacıyla düzenlenmiş olsa da devletin kadın düşmanı yüzünün teşhiri olmuştur. 

İnanıyorum ki Kaktüs, kadınlara alan bırakmayan erkek egemen dünyada, kadınlara mekan olmaya devam edecek, kadın dayanışmasıyla kurulduğu gibi yeniden toparlanacak fakat erkek egemenliği kadın devrimimizle yıkıldıktan sonra bir daha ayağa kalkamayacak. 

Son olarak kadınlara ama özelde de genç kadınlara nasıl bir çağrı yapmak istersiniz? 
Erkek egemenliği her alanda bize saldırmaya devam ediyor. Bu egemenliğe son verecek olan biziz. Kampüslerden sokaklara birbirimiz için büyüttüğümüz mücadele kadın devrimi hedefi ile ilerlemeye devam edecek. Liselerde, üniversite kampüslerinde, yasaklanan sokaklarda, baskılandığımız evlerde isyan eden biziz. Kadın cinayetlerine, şüpheli kadın ölümlerine karşı milyonlarca kadınla sokağa taşan biziz. Akıbeti karanlıkta bırakılmak istenen kadınlar için bir ışık yakacak olan da biziz. 

ÖGK gücünü kendi tarihinden, kadınların özgürlük isteğinden alıyor. Tüm genç kadınları özgürlükleri için ÖGK'da örgütlenmeye, bu saldırılara karşı yan yana durmaya çağırıyorum.