8 Aralık 2022 Perşembe

HDP'nin kolektif siyaseti ve Demirtaş'ın tekil siyaset tarzı

Bu durum önümüzdeki dönemde HDP'yi bir ikilemle karşı karşıya bırakabilir. Ya aynı fikirde olmazsa dahi Demirtaş'ın açıklamalarını gözeterek ilerler ve parti olmaktan çıkar ya da Demirtaş'ın açıklamalarını görmezden gelir. İki durum da kolektif siyaseti, ortak aklı esas almış bir yapı için olumsuz seçeneklerdir. HDP'nin açıklamalarını Demirtaş'ın beyanatlarına göre oluşturması eşyanın tabiatına aykırıdır. Doğru olan Demirtaş'ın siyasetini partisinin kolektif akılla göre alınan kararlarına göre yapması ve beyanatlarını buna uyumlu hale getirmesidir. Böyle olmazsa partinin kolektif siyaset yapma, ortak akıl oluşturma mekanizması olan parti kurullarının işlevselliği negatif yönde etkilenir.

HDP, hem dayandığı fikriyat hem de bileşen yapısı itibarıyla kolektif siyaseti esas alan bir siyasi oluşumdur. Tekçi, elit ve hiyerarşik temsili siyasete karşı yatay, yerelden ve radikal demokrasiyi ve iş başına geldiğinde bu siyaset tarzını hayata geçirebileceği bir idari sistem önerisi vaat ediyor. Kolektif siyaset fikriyatı gereği parti örgütlemesini meclisler şeklinde yapılandırmış ve yürütüyor. HDP, eşbaşkanlık ilkesini hem söylemsel hem de pratik olarak tüm kurum ve kurullarında tavizsiz uygulayarak kadının siyasetteki temsiliyetini dünyada en radikal şekilde hayata geçiren yegane örnek. Bu özellikleriyle klasik temsili siyaset ile ayrışarak ilklere imza atıyor. Dayandığı fikriyatla bütünlüklü olarak sadece Türkiye değil dünyada fark ve aynı anlama gelmek üzere umut yaratıyor. En güncel örneğiyle Jin Jiyan Azadi mottosuyla çığ gibi kıtalara yayılarak ezilenlere güç, azim ve umut veriyor.

HDP'yi ve fikriyatını umut haline getiren temel husus, kesinlikle hem paradigmasal hem de yapısal olarak kolektif ve çoğulcu oluşudur. Birçok bileşenin, yapının, düşüncenin aynı çatı altında harmanlanarak ortak hedeflere yürümesidir. Alternatifliğini, gücünü, umudunu bu komünal ilkelerinden ve kolektivizminden alır. Her ne kadar temsili siyasetin egemen olduğu bir ortamda siyaset yapıyor olsa da meclisleşmeye dayalı örgütleme biçimiyle doğrudan temsiliyeti vaat ediyor ve esas alıyor. Olanaklar dahilinde bunu geliştirmesi, siyaseti elitlerin elinden alarak halka, ezilenlere mal etmesi temel amaçlarındandır. En azından tüzüğünde bunu vaat ediyor ve şimdiye kadar pratikte de ısrarlı davranıyor ve çabasını veriyor. Kolektif siyaset ve radikal demokrasinin dıştaladığı en önemli husus ise tekil lider kültüdür.

HDP'nin kolektif siyaseti esas alan bir yapı olarak hayat bulması da tesadüf değildir. Geçmişinden, mirasından ve dayandığı fikriyattan aldığı bir özelliktir. Bileşenlerin tamamına bakıldığında birçok etkili lider çıkarmış olsa dahi özelde Türkiye'de genelde dünya genelinde temsili siyasette yaşandığı gibi bir lider kültüne izin vermemiştir. Bu tür eğilimlerin yaşandığı örnekler olsa dahi lider sultasına dönüşme durumu olmamıştır. Sürekli kolektif siyaset özelliğini ve HDP'de “bizler” olarak söylemleşen yönünü korumuştur. Bu özelliğine halel gelmesi HDP ve fikriyatının büyük zarar görmesi ve ana eksenden kopması anlamına gelir. Patinin ruhunu oluşturan bu olguya parti içinde siyaset yapan herkesin titizlikle yaklaşması büyük önem arz etmektedir.

Bu bağlamda HDP eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın pozisyonu oldukça önem kazanmaktadır. Demirtaş Kürt demokratik siyaseti içinde gelişen önemli bir şahsiyettir. Sivil toplum alanında da büyük emekler verdi. Siyaset yürüttüğü birçok alanda önemli katkılar sundu. Siyasette etkili ve görünür bir isim haline gelmesi HDP'nin kuruluş ve büyüme dönemine denk geldi. Bu sürece de önemli katkısı oldu ve ismi önemli oranda partiyle özdeşleşti. Demirtaş ile HDP arasında sinonim bir ilişki oldu. Siyaseten öncü ve örgütün birbirini tamamlaması büyük avantajlar sağlıyor. Nitekim HDP ve Demirtaş ilişkisinde de doğan sinerji, umut ve büyüme oldu. Dönemin siyasal atmosferinin de bu gelişmelere olumlu etkisi oldu. Ancak bu ilişki biçiminde Demirtaş'ın tutsak edilmesiyle kimi sorunlar belirmeye başladı.


Başka bir deyişle Demirtaş'ın siyaseten etkili hale geldiği dönemin atmosferi ve koşulları değişti. Yeni bir dönem ve hale geçildi. Zindan koşulların siyaset bir yana yaşamı kesintiye uğratan zorlu şartlarına uygun bir konumlanma ve ilişki biçimi ihtiyacı oluştu. Demirtaş'ın bu konuda bir çabası oldu. Zor koşullara rağmen siyasete katkı sunan çabalarını eksik etmedi. Kendisini siyasetin dışına atmaya çalışan iktidar mekanizmasına karşı kamuoyuyla iletişimini korumada başarılı oldu. Ancak partisiyle ortaklaşma ve zindanda olmanın yarattığı zorlukları da gözeten yeni ilişki biçimi geliştirmede noksanlıklar yaşandı. Bunun birçok sebebi var. Ancak en önemlisi Demirtaş'ın tutsak edilmiş olması ve artık partisinin başında olmamasıydı. Bu parti kurullarıyla bir araya gelmeme, örgütüne nüfuz etmeme, istişarede bulunmama ve ortaklaşamamak demek.

Aynı anlama gelmek üzere kolektif siyaset yapma, yerinde ve zamanında gerekli müdahaleleri yapma olanaklarının ortadan kaldırılması demek. Zindan koşullarında siyasi gelişmeleri yeterince takip etme, gerekli kurullarla değerlendirme, brife edilme, istişare ederek kolektif aklı ortaya çıkarma, ortak karar alma ve bu kararların icrasını sağlama mümkün değil. Öte yandan partinin başında yeni eşbaşkanlarının olması, parti siyasetinin icra etme görev ve sorumluluğunu üstlenmiş olmasıdır. Demirtaş ve partisinin yeni hale göre ortaklaşma biçimi bu ve benzeri tüm olasılıkları ve zorlukları gözeterek şekillenmeliydi. Geçen döneme bakıldığında ortaklaşma ve ilişkilenme biçiminde bu koşulların yeterince gözetilmediği görüldü, görülüyor.

Seçim gündeminin giderek yoğunlaşması ve siyasal gelişmelerin hızlanmasına bağlı olarak son dönemlerde Demirtaş'ın güncel gelişmelere dahiliyeti de arttı. Ülkede yaşanan sorunlara ve çözümlerine ilişkin değerlendirme ve önerileri oluyor. Seçim yaklaştıkça bu dahiliyetin daha fazla artacağı da anlaşılıyor. Ancak zindan koşullarında avukatlar ya da mektup yoluyla gerçekleşen bu dahiliyet kimi sakıncaları beraberinde getiriyor. Açıklamaları farklı kesimlerce cımbızlanıp farklı niyetlerle kullanılabiliyor. Gündemler ve gelişmeler çok hızlı gelişip ve tüketiliyor. Bunlara karşı kendini ifade etme, çarpıtma ve karalamalara karşı kendini savunma olanakları oldukça azdır. Dışarıda ve devasa danışman ve örgütleme ağına sahip olan insanların dahi yetişmekte zorlandığı her güncel gelişmeye yetişmek, görüş ve düşünce belirtmek pek mümkün değildir.

Dolayısıyla Demirtaş'ın güncel gelişmelere bu düzeyde müdahil olmasının hem kendisi hem de partisi için birçok sakınca taşıyor. İktidarın devlet olanaklarıyla beslediği devasa propaganda ve trol ağlarının çarpıtma ve karalama saldırılarına karşı anlık cevap vermesi imkansız. Silahların eşitsizliği çok bariz bir şekilde orta yerde duruyor. Her güncel gelişmeye müdahil olmak, değerlendirmek ve görüş belirtmek Demirtaş ile partisi arasındaki uyuma ciddi zararlar verebilir. Herhangi bir gelişmeye yönelik partisi açıklama yapmadan Demirtaş'ın beyanatlarda bulunması HDP'nin fikriyatı, kurumsal kimlik ve temsiliyeti ile kolektif siyaset yapma anlayışına tezat bir durumdur. Gerek iktidar ve yandaş medyası gerekse de resmi muhalefet ve medyası Demirtaş'ın açıklamalarını ya HDP'nin kurumsal görüşü ya da HDP ile Demirtaş arasında bir sorunun nişanesi olarak işliyor.

Bulunduğu pozisyon itibarıyla Demirtaş güncel gelişmelere yönelik partisinden önce yaptığı her açıklama partisini belli oranda bağlamış ve zor duruma düşürmüş oluyor. Bu durum önümüzdeki dönemde HDP'yi bir ikilemle karşı karşıya bırakabilir. Ya aynı fikirde olmazsa dahi Demirtaş'ın açıklamalarını gözeterek ilerler ve parti olmaktan çıkar ya da Demirtaş'ın açıklamalarını görmezden gelir. İki durum da kolektif siyaseti, ortak aklı esas almış bir yapı için olumsuz seçeneklerdir. HDP'nin açıklamalarını Demirtaş'ın beyanatlarına göre oluşturması eşyanın tabiatına aykırıdır. Doğru olan Demirtaş'ın siyasetini partisinin kolektif akılla göre alınan kararlarına göre yapması ve beyanatlarını buna uyumlu hale getirmesidir. Böyle olmazsa partinin kolektif siyaset yapma, ortak akıl oluşturma mekanizması olan parti kurullarının işlevselliği negatif yönde etkilenir. Yani Demirtaş'ın HDP ile özdeşleşen, birbirini bütünleyen, tamamlayan sinonim ilişki biçimi giderek ayrışır. Özellikle bu algıyı oluşturmak için büyük çabalar veren kesimlere hazır kıta beklerken, istedikleri malzemeyi ve şansı altın tepside sunmak olur.

Bunları söylerken elbette Demirtaş'ın aktif siyasete dahiliyeti tartışılmıyor. Hatta katkısı olduğundan daha aktif müdahil olmalı ve tüm olanakları kullanmalı. Herkes de buna destek olmalı. Ancak bunu yaparken partisiyle ve dayandığı gelenekle uyuma daha fazla hassasiyet gösterebilmeli. Partinin kurumsal kimliğini, mevcut temsiliyetini, kolektif siyaset tarzını daha fazla gözetmeli ve güçlendirebilmelidir. Devasa bir siyaset mirası, geleneği ve tecrübesine sahip olan geleneğinden daha fazla beslenmeli ve ortaklaşmaya gerekli hassasiyeti gösterebilmelidir. Aksi arabayı atın önüne koşmak olur. Bunun açığa çıkaracağı sonuç çoğulculuğu yadsıyan tekil siyaset tarzını hakim kılmaktır. Bu da HDP'nin fikriyatı, ilkeleri, kolektif siyaset yapma anlayışı ve çoğulcu yapısıyla bağdaşmaz.

Seçim sathı mahalline girerken mevcut gidişatın durdurulması ve faşizmin içine girdiği çöküş sürecinin tamamlanması için HDP'nin fikriyat olarak daha fazla güçlendirilmesi, büyütülmesi ve savunulması hayati önemdedir. Herkesin bunu gözetmesi gerekir.