20 Şubat 2026 Cuma

Bükemediğin her yürekte yenildin sen faşizm

Sendika.org Yazarı Ali Ergin Demirhan, ajansımıza yönelik saldırılara karşı başlattığımız Dayanışma Yazıları kapsamında yazdı.

Devrimcilik mümkün müdür, değil midir? Ya da ezilen sınıfların yıkıcı ve kurucu öz kapasitesine dayanarak düzen dışı ve düzen karşıtı bir siyasal iktidar mücadelesi yürütmek mümkün müdür, değil midir? Bu, düzenin sahiplerinin yanıtlayabileceği bir soru değil. Onlar var olan devrimci iradeyi ezmekle, halkın devrimci potansiyelini bastırmakla yükümlü sayıyorlar kendilerini. Ancak ne kadar şiddet ve baskı uygulanırsa uygulansın, devrimci siyasetin tasfiyesi için düzenin şiddeti yetmiyor, devrimcilerin de devrimcilikten vazgeçip "tabii ki bugünkü koşullarda devrimcilik artık mümkün değildir" diyen koroya katılması gerekiyor. Ya vazgeçmeyen birileri çıkarsa? İşte orada Hıdır Aslan'ın dizeleri devreye giriyor: "Bükemediğin her yürekte / Yenildin sen."

3 Şubat'ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi'ni (ESP) hedef alan "siyasi kırım" niteliğindeki operasyonun başka izahı var mı? 

Sovyetler Birliği'nin yıkılışının ardından 1990'lı yıllarda dünya ölçeğinde devrimci hareketleri etkisi altına alan yasallaşma ve barış süreçleri Türkiye'de de yansımalarını bulmuş ne var ki sosyalist hareket açısından tek belirleyen olamamıştı. Devlet, 19 Aralık 2000 Hapishaneler Katliamı ile yeni bir perde açtı ve çeyrek asırdır vura vura devrimcileri devrimcilikten vazgeçirmeye çalışıyor. Devletin bu çabasında yeterince başarılı olamadığını Türkiye'yi yakından bilen, AKP ve Cemaat muhibbi CIA yöneticisi Graham E. Fuller "Yükselen Bölgesel Aktör Yeni Türkiye Cumhuriyeti" (2008) kitabında özetle şöyle anlatıyordu: Bütün dünyada sosyalist hareketler Sovyetlerin yıkılışının ardından sisteme entegre oldu. Türkiye'dekiler ise istisnai bir konumda, düzen dışı fikirlerine bağlılıklarını sürdürüyorlar. Sosyalistlerin Ankara'daki varlıkları sınırlı ama fiziki varlıklarının ötesinde bir etkileri var ve sesleri çok çıkıyor.

Fuller geçenlerde (29 Ocak 2026) öldü. Ölümünü takip eden günlerde, o devrimcilikte ısrar eden sosyalistlerden ESP'ye, esasen bir hata ya da suç dolayısı ile değil, tam da devrimcilikten vazgeçmedikleri için geniş kapsamlı bir operasyon düzenlendi. Hakkında tutuklama kararı verilen ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni mahkeme salonunun çıkışında söyledi: Devrimciler hapsedilebilirdi ancak fikirleri hapsedilemezdi. 

Üzgünüz! Hapsedilen dostlarımız için değil, herkesin "bugünkü koşullarda devrimcilik artık mümkün değildir" demesini bekleyenler için.

Elbette devrimcilikte ısrar kendi başına yeterli değil ama gerekli ve hakkı da teslim edilmeli. Bu ısrarı gereksiz, zamansız, ihmal edilebilir bir takıntı olarak görenlere; faşizm koşullarında demokrasicilik oynayanlara, sosyalizmi kapitalist düzeni yıkacak gerçek hareket olarak değil düzenin de hoş gördüğü bir kimlik olarak taşıyıp kerameti kendinde bulanlara diyecek sözümüz yok. Türkiye'nin geleceğini Saray'la birlikte şekillendirmekten söz eden dosta düşmana da şimdiden geçmiş olsun. Bu ülkenin o istisnai devrimci potansiyeli yine "şaşırtıcı" isyan ve direniş hareketleri ile Saray'ın kapısına dayanacak.

ETHA muhabiri Müslüm Koyun'un da söylediği gibi: "Son sözü devrimciler söyleyecek!"